Category archive

Serbest Yazı-Serazad

EĞİTİM SİSTEMİMİZDEKİ BÜYÜK SORUN: ÖDEV

by

“10 yaşında bir çocuk. 8 ya da 13 de olabilir yaşı, hiç farketmez. Sabah 7.00’de uyanır, hazırlanır, evden çıkar ve belki de servise biner. Varsayalım saat 9.00’da ilk ders zili çalsın ve akşam saat 16.30’a kadar da derslere devam etsin. Çocuk eve gider. Yorgundur ve haliyle biraz dinlenmek ister. Fakat her öğretmen, az ‘bile’ olduğunu düşünerek çok ama çok ödev verir fakat şunu düşünmez ki tüm derslerin ödevleri birleşince sayfalarca ödev olur. Çocuk dinlenmek ve ödevlerini bitirmek arasında gelir gider. Biraz ödev yapmaya karar verir. Bitirir ve sıkılır. Çocuktur, oyun oynamak ister. Biraz da oyun oynar. Aklına kalan ödevleri gelir ve üzülür. Çünkü oyun oynamaya devam ederse ödevler asla yetişmeyecektir. Belki de öğretmenlerinden biri tarafından ödevini yapmadığı için arkadaşlarının içinde rencide edilecektir. (Olmaz demeyin, yaşadık bu durumu.) Ödevlerine devam eder. Anne ve baba eve gelir, yemek zamanıdır. Yemek sonrası ödevlere tekrar döner çocuk ama aklı da anne ve babasının izlediği televizyondadır. Çocuk yorulmuştur, ödev yapmak istemez; tv izleyip anne ve babasıyla zaman geçirmek, oyun oynamak ister. Çünkü o sadece bir çocuktur. İsyan eder ve sırf ödevler yüzünden mutsuzdur; okuldan nefret ettiğini söyler. Bu arada anne ve baba da günün yorgunluğunu atmak için TV izlemek ister ancak çocuklarının bu durumdan olumsuz etkilenmesini de istemezler.”

Eğitim sistemimizden bence rutin bir kesitti bu anlattığım örnek. Kimi öğretmenlerin çok ödev vermeyi eğitim zannettiği bir düşünce ve sistem bu. Beni yanlış anlamayın. Hiç ödev verilmesin demiyorum. O gün okulda anlatılan konuyla ilgili 2 sayfalık test makuldür mesela. İnanın verilen 20 sayfalık ödev çocuğu okuldan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Evde oluşan gerginlik ve huzursuzluk da cabası. Kısacası ödevler tüm aileyi içine alan kocaman bir soruna dönüşüyor sonunda. Ve belki de psikolojik hasarlara…

Çözüm Milli Eğitim Bakanlığı’nda gibi görünüyor. Bana kalırsa değil. Bir süre önce zaten Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ödevler yasaklanmıştı diye hatırlıyorum. Bu durumda çözüm okul idarelerinde olmalı. Öğretmenlerinin açık ve net bir şekilde daha az ödev vermelerini zorunlu hale getirmeli ve hatta etüt saatleri oluşturup öğrencilerin ödevlerini okulda tamamlamalarını sağlamalıdır ki çocuk evde çocukluğunu yaşayıp, kitap okusun, resim yapsın.

Eğitim kesinlikle minimum seviyede ödevli hale gelmeli, Milli Eğitim Bakanlığı sık sık okulları bu konuda denetlemeli, öğrenci ve velilere anket yapılıp kim ne istiyor net bir şekilde öğrenmelidir. Hem ben de merak ediyorum kim ne istiyormuş. Eğri oturup doğru  konuşacak olursak çocuklarının ortalıkta dolaşıp kendilerinin zamanlarından çalınmamasını, her gün izlediği diziye veya bağımlısı olduğu programa engel olmamasını isteme, çok çalışsın ve sınavlarda en iyi notları alıp kendisini gururlandırsın diye eminim ki bir çok ebeveyn ödevlere karşı değil bizim ülkemizde.

Sonuç: Ödevsiz Eğitimi destekliyorum ve eğer siz de benim gibi düşünüyorsanız aşağıdaki kampanyalara destek vermenizi yürekten rica ediyorum.

  1. Çocuklar oyun ile büyür, ödev ile değil!
  2. Bütün gün okulda ders yapan öğrencilere ödev verilmesin. 

HAYALLER GÖKYÜZÜ UÇSUZ BUCAKSIZ…

by
Soğuk bir kavram farkındayım ama ölümün size nasıl geleceğini düşündünüz mü hiç? Sevdiklerinizden önce mi yoksa sonra mı ışığa yürüyeceksiniz? Bir mezar taşınız olacak mı yada inançlarınızdan dolayı farklı bir şekilde mi sonsuzluğa uğurlanacaksınız? Teoman’ın şarkısında söylediği gibi “O gün güzel bir gün olacak mı ölmek için?”

 

Bahçesinde kiraz ağaçlarının olduğu, papatyaların bembeyaz donattığı, hafif esen rüzgarla birlikte sımsıcak güneşin penecereme yansıdığı, cam kenarında en sevdiğim kitapları, dergileri okurken papatya çayımı yudumladığım, oğlumun ve eşimin kahkahalarıyla yankılanan o ev olmadan, kuzey ışıklarını görmeden, o her zaman peşinde olduğum geceleri uyumama bile engel olan hayalimdeki işi yapmadan, Hepburn filmlerini izlemeden, ispanyolca öğrenmeden, hayatta bulunduğum süre zarfında savaş görmeden, oğlumun ayaklarının yere sağlam bastığını bilmeden, körkütük sarhoş olup kahkahalara boğulmadan, son cümlemi söylemeden, ansızın…

 

…öldüğüm gün güzel bir gün değil benim için.

 

Hayallerim gökyüzü misali. Uçsuz bucaksız…

 

Ufukta daha niceleri var.
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
YUKARI GİT