UZANMIYOR ELLERİM

by

Geç kaldım,
Her şeye biraz, kendime çok…*

Tüm eller birbirinden uzak kız çocuklarına uzanıyor sanırdım, tüm eller göğe açılır ve tüm eller kavuşur bir gün; henüz dünyaya renkli gözlerle bakıyordu bir yanım, bir yanım doğuştan kaybetmiş var olmayan her şeyi. Mutlu günlere inanıyorken hala ve hayal kurabiliyorken gözlerimi kapattığımda, seni görmeden bir nefes öncesini hatırlarken ve senden sonra alamadığım tüm nefeslere hayranken; ben de o uzak kız çocuklarından biriyken;

sadece yalnız ve soğuktu ellerim, unutma

Genetik bir hastalığa yakalanmış ve dermanı tükenmiş dünyada, öyle bir karantina ki bu ömür boyu sürecek sanki, bilemezsin nasıl dört duvarın arasında kalmış buğulanmış, nasıl gökyüzüne kanatlanmış ağlamış, nasıl oturmuş senelerce içinde bir yumru, nasıl annesiz kalmış; nasıl içimdeki çocuk, bunca yıl?

Siluetler çarpışıyordu gördüğüm rüyada ve gölgelerimizi İhsan ediyordu Tanrı. Tüm korkum üstüme gelen bu, tüm korkum mektuplar, tüm korkum yazılmamış satırlar ve tüm korkum senden ibaret. İşgalin haksızlığını savunacak gücü bile kalmamış bu sefer, duymadığım seslerin yükü altında eziliyorum, haksız bir zaferi kutluyorsun ve haksız bir toprak sahibisin kalbimde biliyorsun.

Denetimli serbestlik benimki, dönüp dolaşıp geleceğim yer belli, seni değil de kendimi özlüyorum bazen ve ne yazık; dönüp dolaşıp geldiğim yer kendim de değil. Yine de seviyorum, umudunu çamaşırlığa asıp kurutanları, pantolonun arka cebinde yıkanmış peçeteyi, eski zaman kokusunu, duvar saatinin ucuna astığım altın bilekliğimi; özlüyorum.

Büyük yarış içindeyim belki de, belki de hayallere açtığım savaşı kazanmak üzereyim, ramak kalmış yolculuğun kıyısındayım, bir kazanın içinde başını direksiyona vurmuş ucuz bir aksiyon filmi gibiyim, kanıyorum; ben bu filmin sonunda yine sana kanıyorum diye korkuyorum.

Mor bir maşrapa su döküyor üstüme, eskiden çiçekleri sulardım, yeşerirdi dallarında yapraklar, içimi ürperten yalnızlıklar; minderin üstündeki sigara yanıkları bana ait, ben düşündüm ki ömür boyu sürecek pişmanlıklar var, çaresi yok kayıpların. Puslu bir gökyüzü vaat edilmişti zaten, fazlası değil; güneşim sadece gülen gözlerinde doğuyordu.

Dile dökülmeyen acı gerçeklere esir tüm mavilikler, çöp dolu sokaklar, yıkık dökük binalar, sen; birbirinden kötü günler ve nicesi; emanet ediyorum soluk günlere, ıslah oluyorum, bir bir veda ediyorum, nefret ettiğim kadar seviyor/ sevdiğim kadar bağışlıyorum. Tüm elvedaları küçük bir odaya sıkıştırıp güçlükle kapattığım kapıya bakıyorum, deli bir rüzgar esiyorken şimdi salıncak mevsimi, dönelim çocukluğumuza ve yâd edelim ben’li günleri.

sen’li günleri…

​*Didem Madak

Tags:

Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

5 Comments

    • Hayatın metafor zincirini kırma eğilimleri hep bunlar, o noktalar da soyut ama gözle görülen acılar olsa gerek…
      Seni burada görmek hoş, teşekkürler. 🙂

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Nihce

KIR PAPATYASI

Burada sizinle birçok şey konuştuk, tartıştık. Birçok şeyi konuşmayı “tercih” ettik hatta.

PEKİ YA SOL YANIM?

Herkese merhabalar, Aslında böyle yüz yüze konuşurmuş gibi yazı yazmayı pek beceremiyorum.

AĞRI

DÜNYADA BU KADAR ACI VARKEN SİZİN DE KALBİNİZ AĞRIMIYOR MU? “Bil ki
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
YUKARI GİT
%d blogcu bunu beğendi: