KIR PAPATYASI

by

Burada sizinle birçok şey konuştuk, tartıştık. Birçok şeyi konuşmayı “tercih” ettik hatta. Böyle söylemek daha doğru. Ölüm hariç. Ölümü konuşmayı hiç tercih etmedik. Aramızda ölümün bahsi bile geçmedi. Çünkü ölüm anmak ve düşünmek istemediğimiz bir olay, hepimiz için. İnsan ölümle hiçbir şekilde empati kuramıyor. Öldüğünü veya sevdiği birinin öldüğünü düşünmeye tahammülü bile yok kimsenin. Ha, buna lafım da yok yanlış anlaşılmasın. Ben dahil olmak üzere belki de en çok kaçtığımız gerçek olarak öylece karşımızda duruyor ölüm.

Son günlerde hem kendi yaşantımda hem de hepimizin duyup kahrolduğu ölümlerle iç içeyiz. Ne yazık ki bizim düşünmeye kaçtığımız şeyler bir başkasının hayatının tam ortasına oturuyor. Bu ölüm furyası, furyası diyeceğim çünkü uzun zamandır olağandan çok gerçekleşen ölümden kaçamaz ve buna alışır hale geldik, farkındayım. Senelerdir aldığımız şehit haberlerine alıştık mesela, kendini kandırma sen de alıştın. Oysa bir insanın  ölümünün acısı ömür boyu sürerken biz binlerce şehit verdik ve binlerce ailenin evine ateş düştü. Çoğunu unuttuk, sakın kaçma! Çoğunu unuttun! Siyasi görüşün zerre umrumda değil biliyor musun? Gezi Parkı’nda ölen çocukları ve gençleri de unuttun. Daha eskiye gidelim; Soma’da ölen madencileri günlerce izledin televizyondan, ah çektin, üzüldün, gün gün ölüm sayacını takip ettin ama… Unuttun! Vahşice katledilen Münevver Karabulut’u unuttun! Ali İsmail’in tekmelenerek öldürüldüğünü unuttun! 4 yaşındaki Minik Irmak’ın 44 yaşındaki bir cani tarafından öldürüldüğünü unuttun!  Şu an  o kadar çok ölüm geldi ki aklıma unuttuğumuz, unuttuğum… Bazen soruyorum: “Sizin de olmuyor mu bir yerlerde birileri aç olduğu için yemek yiyemediğiniz ve birileri öldüğü için yaşayamadığınız?” Benim oluyor çünkü.

Mesela geçenlerde kaybettik Onur Can Özcan’ı. Alabora olan bir teknede yitirdi yaşamını. Gerçekten gün boyu ağladım. Birkaç şarkısı dışında tanımadığım, bilmediğim bir insandı halbuki. 21 yaşındaydı ve ben, 21 yaşındaki bir insanın ölümle yan yana gelmiş olmasına ağladım. Evet. Hayatın bir gerçeği bu kabul ama ben artık bunu kabullenemiyorum. Ali İsmail’i, Özgecan’ı, yakın zamandan örnek vereyim ayakları kesilen o köpeği, bantlanan kediyi, Leyla’yı ve Eylül’ü… Yazarken bile inanın çok zorlanıyorum ve ölümü nasıl ifade edebilirim bilmiyorum.

Daha dün canımızdan bir parça ayrıldı aramızdan. Ben ona kır papatyası diyeceğim, çünkü sevdiği ona öyle söylerdi: Kır papatyası… 20 gündür yaşam mücadelesi veriyordu. Mesela ben ve kır papatyasını hiç tanımamış olan insanlar, arkadaşları, sevdikleri onun için o kadar mücadele ettiler; günlerce hastanede beklediler, dua ettiler, ağladılar, istediler, kabullenmediler. Onun sevdiği adam, onun yaşayabilmesi için neler yapardı biliyor musunuz? Her şeyi, eminim her şeyi yapabilirdi. Ne yazık, ölüm öyle bir şey ki elinizden kayıp gidiyor sevdiğiniz, kokusu, hiç yaşanmamış anılarınız; yerine bir daha asla sarılamayacak olmak geliyor, bir daha asla öpemeyecek olmak, kavga edemeyecek olmak, bir daha asla “biz” olamamak geliyor.  Her zaman gidenden çok kalana üzülürüm ben, bu yüzden  üzüleceğimi bilsem bile her zaman giden olmayı yeğlerim. Arkada kalan olma ihtimaline bile dayanamam. Dualarımda “Tanrım, ne olur sevdiklerimin acısını bana yaşatma. ” derim. Dillendirmesek de hepimizin en büyük korkusudur bu.

Peki ya?
Bizim arkadaşımızın başına gelen bu üzücü olay her an HER AN hepimizin başına böyle ansızın gelebilecekken sizler tüm bu yaşananların farkındasınız değil mi? Bugün hepimiz Özgecan olabiliriz, hepimizin çocuğu Leyla olabilir. Acı ama gerçek. Bir kişinin ölümü tüm ailesini, arkadaşlarını, sevdiklerini ömür boyu hiç geçmeyecek bir acıya sürükleyebilirken, bizler bu kadar ölümün acısını nasıl kaldırabiliyoruz? Hayret ediyorum.

Şimdi bana kızmayın olur mu? Sadece biraz düşünün istiyorum. Acımasızca olanı düşünün. Benim daha 23 yaşında hayatının en güzel çağında sevdiğini bırakıp giden arkadaşımı düşünün; buna sebep olan o otobüs kazasını düşünün. Önce o otobüsün içinde olduğunuzu, sonra da o otobüsün içinde en sevdiğiniz insanın olduğunuzu düşünün. Daha dün gerçekleşen tren kazasını düşünün, cansız bedenleri bulunan Ufuk ve Sami Yusuf’u düşünün. Bilmiyorum, ölümle bu kadar iç içeyken onu yok saymak canımı sıkıyor ve bir şeyleri birileri yüzümüze vurmalı diye düşünüyorum. Okuyup, hayıflanıp, lanet edip, başımız sağolsun diyip geçmemeliyiz. Ölümü kabullenmeliyiz ama zamansız gelen ölümü her zaman sorgulamalıyız. Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor artık, bunu anlamalıyız.

O otobüs şoförü buna engel olabilir miydi, Özgecan’ı kurtarabilir miydik, iş kazası adı altında bir sürü cana mal olmuş maden faciasını önleyebilir miydik, Leyla’ya ve Eylül’e zarar vermeden önce o canileri durdurabilir miydik? Hepimiz işini daha iyi yapsaydı, herkes iyilikten yana olsaydı, yanlışın cezası zamanında verilseydi, birimiz bile bazı şeyleri farklı yapsaydı? Belki… Belki üzüleceğimiz ölümler de azalacaktı. Bir dakika, sadece 1 dakika bunu düşünebilir miyiz?

Son olarak şunları da söylemek istiyorum; canım kardeşimin sevdiğini güzel kadın; Öznur; nam-ı diğer kır papatyası. Seni kimden duyduysam hepsinin cümlelerinde o kadar iyi kalpli, o kadar güzel, o kadar çalışkan ve gerçekten o kadar masumdun ki, sana böyle bir vedayı hiç yakıştıramıyorum. Henüz umutla bakan gözlerin, hayallerin, yaşayacağın güzel günler vardı. Biz, buna inanıyorduk. Seni tanıyan tanımayan herkes dua ettik, istedik, çok istedik çok… Ama başaramadık. Tam 20 gün direndin sevdiklerin için, biliyorum. Biliyorum gerçekten bir yerlerden bizlere baktığını, sevdiğin adamın sevgisinden gururlandığını ve sevdiklerine “Üzülmeyin. ” demek istediğini biliyorum. Biliyorum ki hepimiz mutlaka aynı yere gideceğiz ve biliyorum bir gün karşılaşacak ruhlarımız. İşte o zaman sana mücadelen için kocaman sarılacağız hepimiz. Çiçekler ve ışıklar içinde uyu. Hoşça kal kır papatyası

Sana gelince canım kardeşim, Fatih… Her aradığımda Allah’tan umut kesilmez deyişini, inancını, iki kişilik savaşmanı, bu kadar güçlü duruşunu hiç unutmayacağım. Sen herkesin tahammül bile edemediği o düşüncelerle en az sevdiğin kadar mücadelen ettin, yılmadın… Şuna da eminim sevdiğin kadın seninle gurur duyuyor. Sen belki de artık iki kişilik bir hayat yaşayacaksın. Yaşayacaksın, çünkü bugün sevdiğini senden alan bir gün seni yine sevdiğinle buluşturacak. Canım kardeşim, yanındayız ve acını paylaşıyoruz. Bil istedim.

Zamansız vedaların son bulması temennisiyle…

Tags:

Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

6 Comments

  1. Sevgili Nihce, öyle duygulu bir yazı yazmışsın ki…. Eminim ki okuyan herkesin aklından zamansız genç ölümler geçmiştir.

    Gençlerimizi, çocuklarımızı koruyup, kollayabileceğimiz bir dünya temennisiyle…

    • O duygulu dönemleri çok atlatamadığım için yorumunuza geri dönüşüm biraz geç oldu lütfen kusura bakmayın… Hayatın karşı konulamaz döngüsüne ayak uydurmaya devam ediyoruz ve hepimiz istediğimiz dünya için çabalamaya devam ediyoruz. Can-ı gönülden temenninize katılıyorum. Çok teşekkür ederim yorumunuz ve bu güzel dileğiniz için. Sevgilerimle…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Nihce

UZANMIYOR ELLERİM

Geç kaldım, Her şeye biraz, kendime çok…* Tüm eller birbirinden uzak kız

PEKİ YA SOL YANIM?

Herkese merhabalar, Aslında böyle yüz yüze konuşurmuş gibi yazı yazmayı pek beceremiyorum.

AĞRI

DÜNYADA BU KADAR ACI VARKEN SİZİN DE KALBİNİZ AĞRIMIYOR MU? “Bil ki
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
YUKARI GİT
%d blogcu bunu beğendi: