Depreminden Sağ Çıkamadığımız Yolculuklar I

by

Depreminden sağ çıkamadığımız tek kişilik yolculuklar vardır:

“seni sevmeye başlamıştım”
“bu yüzden gidiyorum”

Henüz bahar aylarına girmemiştik bile, hala tanıştığımız mevsimdeydik, teorik olarak hala kıştı. Ben en sevdiğim montumu giyiyordum, o nedense hiç üşümüyordu. Günlerim onu anlamakla, bizi anlamakla, tüm bu olanları anlamlandırmakla geçiyordu. Gökyüzü bilindiği üzere, sürekli gri… Arada bir güneş yüzü görüyorduk. Sanki bize doğmuş gibi geliyordu heyecanımızdan. Her karşılaştığımızda sadece bizim fark ettiğimiz ya da öyle sandığımız bakışların esiri oluyorduk. Daha kapıdan girer girmez fark ediyordum onu. Geleceği dakikaya kadar bir ileri bir geri yürüyordum uzun ince koridorda. Beklemek güzeldir sonunda kavuşmak varsa derler. Yine de yanımda olmadığın her an gibi oldukça kasvetli geçiyordu zaman. İçimde ve dışımda farklı dünyalar dönüyordu sanki, o kadar uzun tasvirlerle anlatabilirim ki o anları; yüzlerce sesin birbirine karışması, koşturmalar arasındaki toz bulutları, sürekli gülümsemek, günün nasıl geçeceğine dair varsayımlar, günaydın, günaydın ve günaydın…

…sonunda geldi. Koridorun diğer ucuna gitmeliyim diyordum, gitmeliyim ki onu beklediğimi fark etmemeli. Çünkü bu büyük bir sırdır. Biliyor muydu bilmiyorum ama her seferinde tesadüfen karşılaşmış gibi yapmayı ihmal etmiyorduk. Sonra aynı yöne gidiyorsak ne âlâ. Ama aynı yöne gitmememiz gerektiğinin farkındaydık. Her gün kahve ısmarlamak isterdim ona oysa, her gün karşılıklı sabah kahvesi içmek. O da çok severdi çünkü, bilirdim. Onunla ilgili bildiğim şeyleri biriktirmeye çalışıyordum. Sanki hakkında ne kadar çok şey bilirsem o kadar çok sahip olacaktım. Ne büyük yanılgı! Hakkında bildiğim şeyler çoğaldıkça gerçeklerle hayal dünyam arasında kaybolmaya başladım. Artık ayırt edemiyordum. Yarattığım kişi gerçekten o muydu? Yoksa tüm bunlar zihnimdeki bir ilizyondan mı ibaretti? Her şey o kadar hızlı ve o kadar istemediğim gibi ilerledi ki “keşke hiç tanışmasaydık” bile dedim. Kontrolüm dışında gerçekleşen şeyleri hiç sevmiyordum. Ve inanın bana bu asla kontrol edebileceğim bir şey değildi…

Bu çağa ve geçmiş tüm çağlara meydan okuyor gibiydik. Tüm kuralları çiğnemiş, kırmızı bültenle aranan bir suçlu gibiydik; sen ve ben. Sen o kadar umursamazdın ki, cesaretine hayran kalırdım. Öyle ki yakalanıp mahkum olacağını öğrendiğinde bile eminim yüzünde bir tebessüm olurdu. Bense senin aksine oldukça temkinli ve mahkum olma fikrine bile tahammülsüzdüm. Sürekli kaçmak zorunda oluşumuzun verdiği heyecan yerini sürekli kaçmak zorunda olmanın verdiği bıkkınlığa bırakmştı. Sadece bizim olduğumuz karanlık sokaklar, bilmediğimiz yerleri birlikte keşfetmek, iki kişilik yolculuğun hazzı, soğuktan tir tir titresek bile bir bankta saatlerce sohbet edebilmek, birlikte bağıra çağıra söylediğimiz şarkılar çok güzeldi ama artık bağıra çağıra söylemek istediğimiz başka şeyler vardı. Üstelik bir gün biteceğini bildiği bir şeye de sımsıkı sarılamıyordu insan… Halbuki, biz çok sıkı sarılıyorduk.

Devamı: sonra… 🙂

Dinlemek isteyen buyursun:

Tags:

Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Nihce

Kır Papatyası

Burada sizinle birçok şey konuştuk, tartıştık. Birçok şeyi konuşmayı “tercih” ettik hatta.

PEKİ YA SOL YANIM?

Herkese merhabalar, Aslında böyle yüz yüze konuşurmuş gibi yazı yazmayı pek beceremiyorum.

AĞRI

DÜNYADA BU KADAR ACI VARKEN SİZİN DE KALBİNİZ AĞRIMIYOR MU? “Bil ki

MUAZZAM KAYBOLUŞLAR

  Beynimi yiyip bitiren nöronlara ve kalbimi tesirsiz kılan tüm bu çabaya
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
YUKARI GİT