BÂB-I SOHBET

by

İnsan dünyasındaki küçük detayların hayatımda kocaman yer kaplamasına tahammül edemiyorum. Arabanın alarmı çalıyor ve asla durmuyor. Hava sıcak ve yağmurlu. Bu demek oluyor ki insanı buhrana hemen hemen sürükleyebilir. Çalışmam gereken ders kitapları, aklımın bir ucunda yapılacaklar, telefonumun dolan hafızası, çok şey yapmak zorunda olmak ama hiçbir şey yapmama isteğiyle bu havada boğuşuyorum. Durum, hiç iç açıcı değil.

Geçen gün konuşuyorduk,  “Bir günümü anlatsam nasıl anlatırdım, nasıl kelimelerle dile dökebilirdim acaba?” diye. Merak ettim. Küçüklüğümden beri günlük yazmaya başlar ve hemen bırakırdım. Genelde tüm sayfalara “Merhaba sevgili günlük, çok uzun zamandır yazamadığımın farkındayım. Seni çok yalnız bıraktım bu yüzden özür dilerim. ” diyerek başlardım. Her pazartesi diyete başlamak, sınav haftası gelmeden sınava çalışmak, “Bu sefer tüm işleri son dakikaya bırakmayacağım.” diye klişeleşmiş sözler gibi, benim de her gece günlük yazacağım demelerim meşhur bir klişeydi.

Zaten sürekli uyuyakalan bir insan olarak günlük yazmak benim için çok olanaksızdı. Üstelik tek başıma yatmaya da oldukça korkardım. Çok uzun bir süre annemle babamın arasındaki o boşlukta cebelleştim. Benim için tam bir bağımsızlık mücadelesiydi. Yorganı açamazsın, çünkü onların da üstü açılır. Örtemezsin çünkü rahatsız edersin. Küçük yaşımda bu saçma psikolojiyle baş etmek zorunda kalmıştım. Nedense çok düşünceli bir çocuktum; evet, kesinlikle öyleydim. Ama korktuğum için mecburdum ve düşünceli olmak böyle zamanlarda işe yaramaz. Sonrasında ablamın yatağına transfer olmuştum. Her gece bugün tek başıma uyuyacağım diye söz verir geceleri ranzadan inip sabah ablamın yanında açardım gözlerimi. Tabii bu çağımın televizyonda “KALP GÖZÜ” ve türevlerinin fink attığı döneme gelmesi de oldukça üzücüydü. Sonra sonra tek başıma uyumaya başladım ve şu an hayatın bir oyunu olsa gerek biriyle birlikte uyurken kendimi aşırı rahatsız hissediyorum.

Çocukluğum masal kahramanlarımın dışarı fırlaması (ki bu bir mübalağa değil, gerçek), çatıda evcilik oynamak, yemek seçmek, annemin peşinden bir an olsun ayrılmamak ve erkeklerden aşırı korkmakla çok saçma bir şekilde devam etti ve sonrasında tüm bunların aykırı bir şekilde dışa vurumuyla geçti. Çocukluğumdan bahsedecek cesareti henüz elde edebildiğimi düşünmüyorum. O yüzden bunu başka bir zamana bırakacağım. Ha belki trajik öyküler serisi falan yaparsam ya da dram öyküleri yazmaya karar verirsem ele alabilirim.

Faturaları yatıramadım ve yine kredi kartımı bankamatikte unuttuğum için kartıma el kondu. Bir alışkanlık halinde bu eylemi gerçekleştiriyorum ve yakında bankalar bunu kasten yaptığımı düşünecekler, haklılar. Ezelden beri unutkan bir insanım ama yirmi üç (23) y i r m i ü ç yaşında bir insan için Google’a “alzeihmer ve erken bunama belirtileri” yazıp aratacak kadar  aşırıya kaçmış durumda. Bu hem güzel, gereksiz detayları hatırlamadığım için, hem de iğrenç bir durum, önemli detayları da unuttuğum için. Yine de mücadeleme yeni bir konunun eklenmiş olmasıyla hayatıma devam ediyorum. Bkz: mecburiyet.

Bir klasik olarak akşam yemeğini yer yemez Türk kahvesi içiyoruz ve bilmiyorum içmediğimiz zamanlar mutsuz ve/veya daha mutsuz bir aile olacağımız hissiyatı doğuyor artık. Ben bazen falaaddine fal gönderiyorum ve hayatıma dair saçmasapan ki kesinlikle saçmasapan çıkarımlar yapıp kendi kendime eğleniyorum. Ha böyle dediğime bakmayın bazen beni izlediklerini falan da düşündüğüm oluyor. Gerçi ben bunu çoğu zaman düşünüyorum. Beni simülasyonla tanıştıran hocam ve Westworld dizisinin de büyük bir etkisiyle hayatımın her anında birinin gözleri üstümdeymiş gibi hissediyorum. Kardeşim playstation oynarken şu an bizi izleyenlerin oyun içinde oyun kurduklarını düşünüp uçsuz bir düşünce alemine adım atıyorum. İlk başlarda zevkli gelen bu düşünce zamanla yerini hareket çekme isteğine bırakıyor. Ki bu gerçekten gün içinde en çok yaptığım eylem bile olabilir. Bu da hayattaki mücadeleme bir örnektir. (gülücük)

Saat 6’ya geliyor (öğleden önce olan) ve perdeye grilik vurduğuna göre hava aydınlanmaya başladı. Yavaştan kuş sesleri duyuyorum ve gitgide artıyor. Hemen kafamın üstünde perde var ama açıp bakmıyorum. İşte o kadar yorgun ve üşengecim hayata karşı. Gün doğumunu beklemek için uyumadığım zamanlar olurdu halbuki.  Bir sürü ironi var kafamda, bir sürü çelişki ve hangi günü yaşadığımı bilmemenin kaygısı. Her yerim ağrıyor.

Erkenden uyandım. Halbuki uyanmamı gerektirecek hiçbir önemli sebep yok. Evde herkes uyuyor. Ama evde herkesin olması da güzel bir his sanırım (Hiç duygusallaşmayacağım). “Alerjiden insan ölür mü?” diye düşünmeye başladım. O kadar sıcak ki mecburum; açtım camı perdeyi. Oturdum bilgisayarın başına. Bugün yazımı yayınlayacağım. ‘Telefonum hafızası dolduğu için error veriyor.’ demiştim ve sanırım yine mecburum ki onu aktaracağım. Dün azıcık kitap okudum. Gece çalışmalarına başlayacağım. Neler yapacağım ve neler yapmayacağım bilmiyorum. Düşünmek yoruyor. Mecburen, düşünüyorum.

Size günlük yazamadığımı söylemiş miydim? Evet, inanın böyle bir yere gideceğini düşünerek başlamıştım yazmaya. Evet doğru okunuduz; biliyordum. Lakin bazen iyi olabilir diye düşünüyorum. Nitekim bu unutkanlık meselesine katkıda bulunabilir belki. Bir şey yazıyormuş hissinden ziyade anlatıyormuş hissini de yaşamak lazım. Bakarsınız bir gün karşılıklı boş muhabbet yaparız ya da yapmayız. Hayatınızdan çaldığım 3-5 dakika için beni affedin! Siz de bence arada böyle şımarabilirsiniz. Tüm bu dengesizlikleri paylaşmak için rehargan@gmail.com adresine mail atabilirsiniz. Böylece hem ödeşiriz hem de bâb-ı sohbet anlam kazanır. İsteyen buyursun.

Mecburiyetlerimizden arındığımız yeni mücadelelere…

Hayatımın arka fonunda çalan müziği de buraya bırakayım:

 

Tags:

Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

3 Comments

  1. Kendimden ne çok şey buldum bu yazıda! Unutkanlıklar, pazartesiler, dolan hafızalar, konuşulmayan çocukluklar… Farklı olan şeyse günlük tutuyor ve ondan özür dilemeyi çoktan bırakmış olmam. O günlük hayatımdaki bir arkadaşım değil. O bir parça ben, bir parça kağıt ve kalem. Sohbetimi beklemiyor ama sohbetime yüz çevirmiyor da. Ben istersem buluşuruz, ben istemezsem bana gücenmez. Onu o kadar insanlaştırmak belki de bizim çevremizle olan ilişkilerimize dair bir şey söylüyor olabilir. Yanlış anlaşılmasın, özür dilemeyi bırakalı da bir-iki yıl oldu ancak. Özür diledikçe bahsetmek istediğim şeylere sıra gelmediğini fark ettim. Ve artık lafa dalmayı daha samimi buluyorum. Biraz egoistlik var sanırım bende…

    Ben bu yazını çok sevdim! Beni davet ediyor gibi, bir yandan da bana kendisinden bahsetmeye istekli gibi. Hayır diyemeyeceğim tekliflere her zaman açığım. 🙂 Öyleyse, bab-ı sohbetimizde görüşmek üzere!

    • Roromiya merhaba! Öncelikle seni burada görmek çok güzel ve beni mutlu etti. 🙂 Senin yazıların da aslında bize açtığın günlükler gibi bu nedenle bahsetmek istediğini çok iyi anladım. Benim pek yapabildiğim bir şey değil bir olaya odaklanmak ve dikkatimi uzun süre o olaya toplayabilmek. Günlüklerin bu anlamda çok beklentisi var gibi gelirdi bana hep… Anlatırken en ufak detayı atlamamak için çırpınırdım. Bu kadar yorucu olmasına rağmen çok istekliydim ve bence asıl özür dilemesi gereken oydu. 🙂 Bunu fark edince ben de özür dilemeyi bıraktım sanırım. -ki yine ne güzel söyledin ve kesinlikle haklısın “özür diledikçe bahsetmek istediğim şeylere sıra gelmiyor” derken. Seninki de egoistlik değil bence, keşke her lafa dalan senin gibi anlamlı cümleler kurabilse! Bab-ı sohbet şu an anlam kazandı benim için. İyi ki geldin. Teşekkür ederim, görüşmek üzere! 🙂

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Nihce

Kır Papatyası

Burada sizinle birçok şey konuştuk, tartıştık. Birçok şeyi konuşmayı “tercih” ettik hatta.

PEKİ YA SOL YANIM?

Herkese merhabalar, Aslında böyle yüz yüze konuşurmuş gibi yazı yazmayı pek beceremiyorum.

AĞRI

DÜNYADA BU KADAR ACI VARKEN SİZİN DE KALBİNİZ AĞRIMIYOR MU? “Bil ki
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
YUKARI GİT
%d blogcu bunu beğendi: