MEVSİMLER GİBİSİN

by

İlkokuldan beri bize öğretilen basit bir tanımdan ibaret değildi aslında mevsimler; mevsimler, dünyanın güneşin etrafında dönmesiyle oluşur; (hep bir ağızdan) ilkbahar, yaz, sonbahar, kış.

Büyüdükçe anlayacaktık ve her mevsim bizler için sayısız anlama bürünecekti. Dünyanın eylemine ortak olacak, mevsimlere müdahale edecek ve bazen kavga bile edecektik onlarla. Zamanın akıp gitmesinin de sonucu olarak tüm hayatımızı üstüne kurduğumuz mevsimleri yeri gelecek çok sevecek ve bazen de nefret edecektik. Ben en çok baharı sevecektim mesela. Deri ceket mevsimini. Bahar her şeyden biraz birazdır çünkü ne fazladır kıştan ne de eksiği vardır yazdan. Ne mutlu ki havaların ısınmaya başladığı güneşli günlere açıyoruz gözlerimizi artık. Kışın karanlığına, kasvetine, soğuk havalara veda ediyoruz. Orhan Veli ne güzel söylemiş; “Beni bu güzel havalar mahvetti” diye. Her mevsimin kendine özgü bir güzelliği var ve çok şanslıyız ki bizler hepsini yaşama ayrıcalığına sahip bir coğrafi konumdayız. Bugün yağmur altında ıslanmayı sevenler özgürce açıyor kollarını gökyüzüne, deniz sevenlerin bedeni maviyle buluşuyor, isteyen yalın ayak yürüyor kumsalda, tüm bunlardan sıkılan alıyor çantasını kaçıyor serin yerlere, imkan yoksa kafamızı çıkartmıyoruz çatının altından ve geceye bırakıyoruz kendimizi. Derken ne kadar etkiliyor mevsimler bizi ve hayatımızı değil mi? İşimizi, kıyafetlerimizi, evimizi, zamanımızı hep mevsimlere göre planlıyoruz. Ne kadar da dahiliz birbirimize, ne kadar bağımsız ve ne kadar bağımlıyız aslında.

Tabii tüm bunlar değişirken duygularımız da gereken payı alıyor. İyi yahut kötü bir şekilde mevsimlerin duygularımızı etkilendiğine şahit oluyoruz. Yaz mevsiminin  gelmesiyle içimizde bilinmedik heyecanlar filizleniyor, evde oturma isteğimizi bir köşeye atıyoruz, kendimizi yaz akşamlarına bırakmak, sokaklarda hunharca dolaşmak istiyoruz(!) Tamam o kadar olmayabilir ama kış mevsimindeki depresif hallerimizden biraz da olsa uzaklaşıyoruz. Her zaman olduğu gibi yazın bunaltıcı sıcağından da sıkılıyoruz zamanla; yağmurun ve karın şeffaflığını özlüyoruz bu sefer. O güneşli günleri artık biraz da sahte buluyor ve rengarenk sokaklardan kahverengiye geçiş yapıyoruz.  Ben her zaman dünyayı ve dünyadaki her olayı insanın silueti gibi görmüşümdür. Ağaçların açmasıyla, yaprakların dökülmesiyle, suların ısınmasıyla, günlerin uzamasıyla, her yerin bembeyaz olmasıyla insanı hep mevsimlere benzetmişimdir aslında. Sagopa’nın da en sevdiğim şarkılarından biridir: “mevsimler gibisin” mevsimler gibisin değişirsin diye seslenir, sahi mevsimler gibiyiz değil mi?

Tüm canlıları etkileyen bu fiziksel ve ruhsal değişimin bilimsel olarak da bir açıklaması var elbet: * “Uzmanların belirttiğine göre, bahar mevsimi ile havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması insan biyoritminde olumlu ve olumsuz etkiler oluşturuyor. Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken, negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesine ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili oluyor. Ayrıca bahar aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor. Baharla gelen canlılıkla birlikte yorgunluk ve halsizlikler de bu mevsimde gözlenir. Adına bahar yorgunluğu dediğimiz şey de bu dönemde yaşanır. Ayrıca bu aylarda neşeli ve enerjik olunmasının da temel nedenlerinden biri yine hormonlar. Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanıyor. Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar salgılanıyor. Ancak kişinin ruhsal yapısı da bu durumdan ne kadar etkileneceğinde belirleyici oluyor.”

Son olarak söylemeliyim ki önemli olan ne yazdır ne kış… Önemli olan insanın içinde yaşadığı mevsimdir. Ne güzel anlatmış Hasan Hüseyin Korkmazgil ve ne güzel dile getirmiş Ahmet Kaya “Bu ne çıldırtan denge; yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.” diyerek. Eğer yaşlıysa gözünüz, güneş hiçbir zaman içinize doğmuyorsa anlamı yoktur sıcaklığın, aksine mutluysanız hiç aldırmazsınız soğuğa, varsa sevdikleriniz sarılırsınız sıkıca, güne gülerek uyanırsınız ve bırakırsınız olumsuzlukları bir kenara… Bizi çıldırtmasın bu denge, içimizde ve dışımızda aynı mevsimi yaşayalım. Şartlandırmayalım kendimizi ve şans verelim tüm mevsimlere. Dilerim ki içinizde hep en sevdiğiniz mevsimi yaşayın. İnanın ve hep hatırlayın Nazım Hikmet’i “Güzel günler göreceğiz çocuklar. Güneşli günler göreceğiz.” Güzel günlerde görüşmek üzere. 🙂

 

 

 

 

 

*https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_5403.htm

*Başlık Sagopa Kajmer’in “Mevsimler Gibisin” şarkısından alıntıdır.

 

 

Tags:

Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*

Latest from Mevsimler İnsan Davranışlarında ve İnsan Psikolojisinde Etkili midir?

MEVSİM EZGİLERİ

“Ben her bahar aşık olurum Rüzgar olur,yağmur olurum Filizlenir anılarda gururum Taşar
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
YUKARI GİT