OKUMAK ÜZERİNE

by

Yazmadan önce iyi bir okur olmak gerekir.

Kitaplar üzerine konuştuğumuz bir sohbet sırasında birlikte çalıştığım arkadaşım kitap okumayı sevmediğini, üstelik gereksiz, gerçek dışı ve saçma bir olay olduğunu söyledi. Doğrusu, evet kitap okumayı sevmeyen çok insan tanıdım ama ilk defa böyle dehşet-engiz bir yorumla karşılaştım. Bu yorum beni şaşırtmakla kalmadı, düşündürdü de. Arkadaşıma göre kitaplarda yazılanlar gerçek olmayan eylemler ve insanlar hayal dünyasında yaşıyor kitap okurken. Kesinlikle kabul ediyorum kitap okurken insanların bulutların üstünde yeraldığını. Pekala, yaşadığımız gerçek hayatın sorunları içinde boğulup, stres dolayısıyla hastalıktan kurtulamadığımız, acı, ıstırap dolu haberlere maruz kaldığımız bu hayatta neden birazcık gerçeklerden sıyrılıp da hayal dünyasına yolculuk etmeyelim ki? Bunun nesi kötü olabilir? Kitap okuyarak kendimizi gökyüzünde kuşlar misali süzülürken bulduğumuzda ya da sivri bir tepedeki karanlık şatoda parmaklıklar arkasında kaldığımızda veyahut ıssız bir çölde serap görüp tüm heyecanımızla o vahaya koştuğumuzda kendimizi gerçek hayattan tamamen soyutlamış mı oluyoruz?

Kitap okumayı sevmemeyi anlarım. Kendine uygun bir kitapla henüz karşılaşmamış olabilirsin, iyi okuyamayabilir, okuduğunu anlayamayabilirsin, zamanın olmayabilir. Ancak gereksiz, saçma, hele ki gerçek dışı olduğu bahanesiyle okumamak… İşte bunu anlayamıyorum.

Tiyatroculara, sinema oyuncularına her zaman imrendiğimi sık sık dile getiririm. Mesleki hayatları boyunca öyle çeşitli karakterlere bürünüyorlar ki büyük şans olduğunu düşünüyorum. Yalnız kitap okuyanlar da çok şanslı farkında mısınız? Okuduğumuz kitaplardaki karakterleri düşünsenize. Öyle çok ki… Üstelik sadece karakter de değil. Zaman ve mekan sınırı da yok. Ne kadar sürede kitap okuduğunuza bağlı olarak değişen zamanlarda bir vampir olmuşken, bir bakıyorsunuz ki eşsiz bir hastalıkla mücadele ediyorsunuz. Sonra gezegenler arasında seyahat eden bir yolcu, o ada senin bu ada benim bir korsan… Geçmişte ve gelecekte… Daha ne ister ki insan? Her zamanda, her yerde, her şeysin.

Okuyun. Bahane yaratmayın kendinize okumamak için. Hele ki yazar olmak niyetindeyseniz okumaktan asla vazgeçmeyin. “TV izliyorum, yabancı dizilerde harika hikayeler var, insanları izliyorum.” diyenler var bana. Onları da gözardı etmeyin ama okuyun. Bahsettiğiniz kaynaklarda 1 kurgu varsa okuduğunuz kitaplarda daha fazlası var. Ayrıca yazar olmak disiplin ve prensip işidir, yöntemleri bilmek gereklidir. Yöntemleri anlayabilmenin en güzel yolu da okumaktır. Her yazarın farklı prensipleri ve tarzı vardır. O yazarların disiplin ve prensiplerini kazanın ya da onlar gibi yazın demiyorum. Sadece onları tanıyın ve kendi tarzınızı yaratmaya çalışın.

Unutmayın ki yolun başındasınız ve eğer yazmak sizin için çok önemliyse elinize kağıt kalem alın ya da bilgisayar başına geçin ve başlayın. Can YILMAZ’ın ‘yazmak için okumak’ konusunda verdiği örneği de aklınızda bir yere not edin: “Sobaya odun atmadan nasıl ısınacaksınız?”

Ankara doğumluyum. Bir anne, bir eş, özel bir kurumun da halkla ilişkiler sorumlusuyum. Okuduğunuz blogun da özgür ruhuyum (Serazad). 24 saatin bana yetmediğini, bir icat üzerinde çalışacaksam bunun kesinlikle zamanla ilgili olacağını düşünürüm. Evet sık sık da düşünürüm. Hayatı, evreni, Tanrı'yı, aklımın sınırlarını zorlayan derin meseleleri... 3.üniversite olarak Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*