ÖYLE BİR YERDEN ESTİ GEÇTİ

by

Kapısız bir güneşli sabahtan sesleniyorum sizlere. Güneş üstümüze ılık ılık nefesini akıtırken yazılan bir yazının dramatik öyküsünden bahsedeceğim. Sabahın ilk saatleriydi daha. Gözlerin altından okunan mavi-mor torbacıklar yorgunluğu hissettiriyordu tüm satırlara. Güneş her zaman ilkbahardaki haliyle bulutların arasından göz kırparak kaçamak bakışlarını atıyordu üstümüze. Derin bir düşünceye bulanmak için ne kadar da ideal bir ortam diye sorgulamamak için kendimi alamıyorum devinim halinde ilerleyen bu satırları yazarken. Kulağıma çalınan bir Cem Karaca şarkısı, aklımda mırıldandığım bir Ali Lidar şiiri, belki de Murat Menteş romanlarında geçen herhangi bir karakterin yansımasını görüyordum böyle anlarda üzerimde.

Bütün bu betimlemeler, anlatılar belki de çok sıkıcı gelecek veya hiç okumayacaksınız. Benden daha kötü yazı yazanı da görmemişsinizdir. Lakin insanlar kendini yermeyi severler belki de ben öyle düşünüyorum. Bu komplekslerimizden bir türlü sıyrılamıyoruz nedense. Ya tamamen mükemmeliz ya da tamamen diplerde. Belki de bu dünyanın tam ortasında kendimizle dalga geçerek var olmaya çalışmalıyız. Sıkıcı hayatlarımızı şenlendirmek için başkalarından ziyade bu durumu kendimizde aramalıyız. Bir muammanın içinde yeni bir muamma yaratmaya benzer düşüncelerimiz. Bu düşüncelerin arasında savaşmaktan ziyade teselli arıyoruz belki de. Teselliler, temennilere bağlanıyor,  temenniler de hayallere bağlanıyor. Bu devinim gerçekten sizi yormadı mı?

Kendimize homo sapiens dediğimiz bugünlerde düşünmekten çok  bir homo habilis edasıyla var oluyoruz kalabalık kentlerin bilinmeyen sokaklarında. Sonra bir kadın geliyor her şeyi değiştiriyor. Bir taksiye biniyorsun “Kadıköy’e…” diyorsun. Sokağın ortasında elinde şarap şişesiyle naralar atarak ilerliyorsun. Kadın! Sana sesleniyor, duyamıyorsun. Seslendikçe,  aklına gelen şiir dizeleri fışkırıyor beyninden sokağın gürültüsüne:

“Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı.
Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi.
Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma.
Hepsi ağzıma sıçtı.”*

Kim bilir birileri gerçekten bunu yapmıştır. Birileri de hiçbir şey yapmamıştır. Demem o ki bazen sadece susarsınız kimsenin duyamayacağı kadar bağırırsınız. Belki de sokakta yürürken yeni birine aşık olursunuz kim bilir.

Yirmi birinci yüzyıl insanı gibi olamıyorum maalesef. Esefle kınadığım çaresiz bir hastalığa kapılmış bu insanlar karamsarlığın en dip noktasında bir keman virtüözü gibi kendilerini seslendiriyorlardı. Anlamların anlamsız olduğu bu yüzyılda insanlar çok seviyor, çok aşık oluyor, her şey de iyiler, çok umutlular fakat hemen bıkarak bunları bitiriyorlar. Bizler sıkılma hastalığına yakalanmışız. Bir şeyden sıkılmak bu kadar kolay mı sizce? Sizin de düşünce olarak kendinizi yitirdiğiniz olmuyor mu?
Bu dünyada bir daha düşünemeden yaşayacağınızı bir düşünün ve bu konuyu ayrıca tartışalım. Bir  not bırakmadan da geçemeyeceğim karamsarlıklarınızı mumyalamak istiyorum. Ama neredeyse karamsarlık rüzgarına kapılmayan bir avuç içi kadar sapiens biribirimize dahi sarılamıyoruz.

Velhasıl kelam burada daha uzun bir saçmalık yazacaktım. Ama sizlere Müslüm Baba’nın bir şarkısından serzenişte bulunacağım,

“Feleğin cilvesine,
Hayatın sillesine,
Dertlerin cümlesine,
İTİRAZIM VAR.”*

İtiraz edin, bıkmayın, usanmayın, şu dünyada ne yapmak istiyorsanız onu yapın. İnsanları sevin, hayvanların başlarını okşayın, gözlerinde gülümsemeyi göreceksiniz. Sevin hiç bıkmadan sevin, daha çok sevin, sarhoş olun; şiirle, kitapla, bir kadınla, bir çocukla sarhoş olun. Nasıl olursanız olun ama sarhoş olun ve hiçbir zaman vazgeçmeyin.

Unutmayın sayın yirmi birinci yüzyıl insanı,  her şey bitiyor. Lakin ben bu yazıyı bitirmiyorum. Sizlere göre her şey bitiyor. Sevgimiz, dostluklarımız, aşklarımız, umutlarımız, hayatlarımız… Buna bağlı olarak ben bu yazıyı bitirmiyorum. İtlik olsun.

Kalabalık bilinmez bir kentin bilinmez sokaklarından, kalabalık kentin tenha kadınlarına.

Fangorn Ormanındaki Bir Balkabag

 

Kapak Fotoğrafı: Paul Gauguin- Uyuyan Çocuk tablosu-1881.

10 Comments

  1. Böylesi güzel anlaşılamazdı her halde İnan’ın okurken kendimden bir çokşey buldum ,çok haksızınız insan hiç birşey den vazgeçmemeli sonuna kadar gidebilmeli
    Böylesi güzel söyleşilerinizin devamını bekliyoruz

  2. kaleminize sağlık, karşı tarafa tam anlamıyla geçirebildiğiniz duyguların yansıması olmuş bu yazı çokta güzel olmuş devamını bekliyor olacağım sabırsızlıkla 🙂

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*