CANAN TAN VE PİRAYE – KİTAP İNCELEMESİ

by
Canan TAN ve ünlü Piraye kitabını mercek altına alıyoruz bu ay. “Yazara ait bir kitap okumalıyım.” diyerek başladığım bu yolculukta, sanki zamanımın behrinde belki bir tavsiye olarak zihnimin bir yerlerine yer etmiş olmalı ki, tercihimi Piraye’den yana kullandım. Kitap hakkında bütünüyle olumlu düşüncelere maalesef sahip olamadım. Ancak Canan Tan’a ait diğer eserlere de kesinlikle şans vermek istiyorum. Haydi başlayalım  halde incelemeye.
 
KAPAK: Kapak hakkında yorum yapabileceğim çok fazla bir şey bulamıyorum. Altın Kitap ve Doğan Kitap Yayınlarına ait iki ayrı basımı var Piraye’nin. Altın Kitap basımında bulunan kız resminin kime ait olduğu hakkında bir fikrim yok. Eğer bir önemi varsa o resmin cahilliğime verin gitsin 😃 Ben Piraye olarak düşünülmüş herhangi biri olduğunu varsayıyorum ancak nedense aklımda yer eden Piraye ile çok da örtüştüğünü söyleyemem.

 
DİL ve ÜSLUP: Bu konuda Canan TAN’ın hakkını kesinlikle vermek gerekir ki gerçekten cümleler akıcı ve kitap sürükleyici. Hiç farkına varmadan onlarca sayfa okuyabiliyorsunuz. Sadece takıldığım bir nokta oldu ki, bahsetmeden geçemeyeceğim. Aynı hayatı paylaşan iki çiftin samimiyetsizlikleri, uzaklıkları. Aralarında sanki hep bir mesafe varmış gibi hissettim. Piraye’nin özgür ve kimi zaman utangaç, Haşim’in ise ağalığın verdiği ağırlığından mıdır bilmem. Gerçi Haşim Ağa’nın ailesi karşısında çok pasif ve kimi zaman Piraye’nin karşısında zayıf ve küçülmüş olması da karakterini etkilemiş olabilir.
 
Canan TAN
 
YAZAR HAKKINDA: Canan TAN Ankara doğumlu ve Eczacılık Fakültesi mezunu. Edebiyat yolunda yürümeyi eğitim hayatına yansıtmayı çok istese de soluğu eczacılık fakültesinde alıyor. Mezun olduktan sonra evlenip Diyarbakır’a yerleşiyor. Bu arada sürekli yazıyor ve Oğlum isimli öyküsü yarışmasında birinci oluyor. Bundan sonra aldığı bir çok ödülle birlikte de, kendisini işte tam da burada, tanınmış ve sevilen bir yazar olarak buluyor.

Canan TAN’ın hayatını  okuyunca Piraye ile hayatlarının bir çok noktada kesiştiği izlenimine kapıldım. Sanki Canan TAN, kendini anlatmış yada esinlenmiş. Tam olarak hayatı Piraye gibi geçmiş midir bilmiyorum ama bu durum bile karakteri ve yaşananları gerçekçi kılmaya yetiyor.
 
ÖZET: Adını Nazım Hikmet’in eşinden alan Piraye, edebiyata düşkün olmasına rağmen Diş Hekimliği Fakültesine gider. Babası da Diş Hekimidir ve babası okul bitince Piraye ile birlikte yola devam etme düşüncesindedir. İstanbullu, özgür ruhlu, narindir Piraye. Mezun olunca okulda tanıştığı Diyarbakırlı Haşim Ağa ile evlenir ve Diyarbakır’a gider. Kendi sahip olduğundan çok farklı bir kültüre gelin giden Piraye zor zamanlar geçirir. Haşim verdiği vaatleri yerine getiremez. Getirmek istese de ailesine ve törelere karşı gelemez. İlk zamanlar Haşim’in ailesiyle birlikte yaşarlar. Piraye’nin hamile kalmasıyla birlikte, tüm tepkilere rağmen ayrı eve taşınırlar. Dicle adını verdikleri biz kızları olur. Fakat Haşim’in ailesi erkek torun istemektedir. Piraye bundan sonra bebeği olmayacağını öğrenir ve bu durumu Haşim’in ailesine söyler. Töre bellidir; kuma getirmek ister Haşim’in annesi Lamia Hanım. Piraye, babası felç geçirince İstanbul’a gider. Döndüğü zaman Haşim çoktan başka bir kadınla evlendirilmiştir, eve gelmez. Artık boşanma kararı almıştır Piraye. Bu arada ailesini üzmemek için bir süre daha Diyarbakır’da kalır. Haşim’in kumadan bir çocuğu daha olmuştur. O da erkek değildir ve maalesef çocuk engelli olarak dünyaya gelmiştir. Haşim çok pişman olur, bir şans daha ister ve Piraye ile birlikte tatile gitme fikrini teklif eder. Tatil dönüşü Piraye’nin babası vefat eder. Artık İstanbul’a dönmemek için bir sebebi kalmamıştır. Haşim’e verdiği umudu ona ve ailesine ceza olarak görür ve İstanbul’a kesin dönüş yapar. Kızı ile birlikte yeni bir hayat kuran Piraye, babasının muayenesini işletmeye başlar. Bir gün Haşim muayenehaneye gelir ve yaptığı her şeyden çok pişman olduğunu, İstanbul’da yepyeni bir hayat kurabileceklerini söyler. Piraye ayağa kalktığı zaman onun hamile olduğunu görür ve çok sevinir. Üstelik bebek erkektir. Haşim’e göre her şey yoluna girecektir fakat Piraye kabul etmez. Haşim ondan tek bir şey ister, oğlunun adını Haşim koymasını. Piraye is babasının adını koyacağını söyler. Haşim Diyarbakır’a geri döner. Bir kaç ay sonra, Piraye’nin doğumuna az kala, Haşim’in bile bile ölüme gittiğini öğrenir ve çok üzülür. Haşim Artukoğlu adını yaşatmaya karar veren Piraye oğlunun adını Haşim koyar.

 
ANA KARAKTER: Piraye, İstanbul’da büyümüş, eğitimli ve iyi bir aile tarafından kendi gelenekleriyle yetişmiş, duygusal ama özgür ruhlu ve bence cesur bir karakter. Hatta cesaretine örnek olarak arkadaşı Ömer’le aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

– Sandığın gibi değil Ömer. İçimde ukde kalmasın diye…Sonradan kendimi suçlamamak için… Denemem gerekiyordu.
– Deneme ha…Evliliğin denemesi mi olurmuş? Göle yoğurt mayalamak gibi bir şey desene şuna. Ya tutmazsa?
– Tutmazsa dönerim.
 
KİTABIN BIRAKTIĞI İZLER: Açık ve net. Haşim’in ailesinden nefret ettim. haşim ise benim için çok zayıf biri. Evlenmiş çiftlerin hala kendi kararlarını veremeyip, aileleri tarafından yönetiliyor olmaları beni deli ediyor. Elbette tavsiye dinlemek farklı bir şey ancak ötesi kendi adıma kabul edilemez. Evet Piraye’nin cesur bir karakter olduğunu söylemiştim fakat bu kadar da Brave Heart kılığına bürünmesi de gereksiz. Verdiği bir çok karara karşı çıktığı doğrudur. Bazı yerlerde, özellikle Diyarbakır’daki bölümlerde rahatsızlık, huzursuzluk hissettim. Canan TAN, Piraye’yi okuyucuyla birlikte yaşatabilmiş ki önünde saygıyla eğiliyorum.

 
ALINTILAR: 

  • Kör bir kuyunun dibine vardıktan sonra, yitirilecek hiçbir şey kalmadığı bilinci, umulmadık bir güç veriyor insana.
  • Kuma dediğin nedir? Aldatmanın bilineni, saklanmaya gerek duyulmayanı…
  • Doğru insan, sevgiyle büyümüş olduğu için, kendini belli ediyor.  Kestirip atmıyor, gönül alıyor, ayrılmayı değil onarmayı tercih ediyor, güzel seviyor, sarıp sarmalıyor ve baya ev oluyorsun. Tanıyorsun görünce yani. zaten evini nerede görsen tanırsın.
  • Alabildiğine örselenmiş duygularımı çoktan askıya aldım. Yalnızca beynimle yaşamaya çabalıyorum.
  • Hep bir adım önde oldun benden, hep! Senden öcümü aldığımı düşündüğüm an da bile benden öndeydin. İşte gene karşıma geçmiş “Nasıl istersen öyle olsun.” diyorsun. “Ama ben de sana öyle bir ceza veririm ki…” Verdin! Bu yükle yaşamak cezaların en büyüğü değil mi? Senin ölümündeki payımı düşündükçe, nasıl soluk alabilirim ben? Yaşama nasıl umutla bakabilirim artık? Kendinle beraber beni de öldürdün Haşim.
  • …virgüllerle sündürülmeye açık varsayımları, konulacak noktayla açıklığa kavuşturmak için.
  • Büyük bir kumar bu. Ya hep, ya hiç!
  • İnanmıyorum yazgıya falan. Onu yaratan da şekillendiren de bizleriz.

 
TEK KELİMEDE PİRAYE: Pişmanlık
 
BEN OLSAYDIM: Piraye tüm öfkesine rağmen Haşim’i çok seviyordu. Yaşanan her şeyin sorumlusu töreler, törelere uyup insanlığını unutan aileler ve o ailelere sözünü geçiremeyen erkek yada kadınlardır. İstanbul’a af dilemeye gelen Haşim’e son bir şans daha verir Piraye. İstanbul’da yaşamaya başlarlar ve Fikret Bey’in muayenehanesinde yine birlikte çalışırlar. Haşim zaten yeterinde pişmanlık duymakta olduğu için Piraye’yi üzecek bir şey yapmaz. Haşim’in ailesi ise kuma gelinle birlikte Diyarbakır’da oğullarını kaybetmenin üzüntüsüyle yaşarlar.
 
SON CÜMLE: Kadın, eski Türk devletlerinde çok çok değerliyken ne olmuş da ayaklar altında ezilmeye mahkum edilmiş diye düşünmeden edemiyor insan. Cevabı açık aslında ama konudan sapmaya lüzum yok, başka bir yazıda başka bir tartışma konusu olabilir. Ben bu cümleyi neden kurdum peki? Kuma olan kızımız ve kızlarımızı düşündüm; yuva yıkan kadın gibi görünmelerine rağmen aslında neler yaşadıklarını, zorla belki de 2. kadın konumuna layık görünmelerini, ıstıraplarını da irdelemek, yazmak gerekiyor. Piraye romanında geride kalmış onca kadın profili de var aslında. Piraye’nin ablası Hatice, kuma gelin acılarını içinde yaşamak zorunda kalan ülkemizin kadın gerçeklerinden. Bize ise sanırım sadece bu gerçeklerin her kesim tarafından farkına varılıp, artık değişiklik yoluna gidilmesini umut etmek  düşüyor. Kadınlara, hakkettikleri değerin verilmesi dileğiyle…
 
NOT: Bana tavsiye edebileceğiniz Canan TAN romanı varsa mutlaka bilmek isterim 😊

 

Fotoğraf: Serazad

Ankara doğumluyum. Bir anne, bir eş, özel bir kurumun da halkla ilişkiler sorumlusuyum. Okuduğunuz blogun da özgür ruhuyum (Serazad). 24 saatin bana yetmediğini, bir icat üzerinde çalışacaksam bunun kesinlikle zamanla ilgili olacağını düşünürüm. Evet sık sık da düşünürüm. Hayatı, evreni, Tanrı'yı, aklımın sınırlarını zorlayan derin meseleleri... 3.üniversite olarak Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum.

4 Comments

  1. Canan Tan hiç okumadım neden bilmiyorum ama yazıyı sevdim, belki düşüncem değişebilir. Kırmızı Işıkta Bekleyen Balkabağ Emeğinize Teşekkür Eder

  2. Çok güzel bir yazı olmuş. Yüreğim seni çok sevdi kitabını da okumanızı tavsiye ederim. Okuduktan sonra yorumunuzu da bekliyorum.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*