KUM GİBİ

by
Herkese merhaba  🙂
Bildiğiniz üzere 4 kişi birlikte bir blog yazıyoruz ve farklı fikirleri bir arada buluşturmak için harika bir imkana sahibiz. Bu nedenle aldığımız karar doğrultusunda her ay 1 kere belirli bir konu üzerine yazmaya karar verdik ve ilk konu başlığımızı belirledik: 
TAVSİYE DİNLEMEK Mİ TECRÜBELERİNE GÖRE HAREKET ETMEK Mİ?

Öncelikle bir girizgah yapmak gerekirse tecrübe kavramını ele almak istiyorum. Tecrübe en bilindik anlamıyla “görmüş geçirmişlik” demektir. Yani bir konuda zamanla elde edilen bilgi birikimidir. Tavsiyeler ise insanların birilerine yol gösterici olarak kendi deneyimlerini paylaşmasıdır diyebiliriz. Ben bu noktada insanı kum saatine benzetiyorum, ki oldukça severim. Kum taneleri, bizim tecrübelerimiz ve belki de tavsiyeler doğrultusunda yaşamı bir şekilde doldurmamızdır. Kum saatleri hızla akıp gider ve dijital saatler gibi sonsuzluk etrafında dönmek yerine zamanın ne kadar çabuk geçtiğini bize tekrar tekrar hatırlatır. Zaten hepimiz zamana karşı yarışıyoruz ve aslına bakarsak en büyük tavsiyeyi de her zaman kendimize veriyoruz. Değil mi?
Aslında benim gibi hayata karşı daha korkusuz ve “NE OLACAKSA OLSUN!” diyerek yaklaşan insanlar buna tecrübe cevabını vereceklerdir eminim.  Olaylara genellikle “Yaşamadığım için pişman olmaktansa yaşadıklarımdan pişman olurum.” mottosuyla yaklaşan bir insanımdır. Sonuçta hayat dediğimiz şey de yaşadıklarımıza verdiğimiz tepkiler ve tercihlerimize göre şekilleniyor. Lakin düşününce bunu öyle körü körüne savunmak çok da mantıklı gelmiyor. Bundan 5-10 sene evvel fikirlerim çok farklıydı mesela. Şu an daha akıllıca yaklaşıp, çok daha detaylı düşünüp hayata biraz daha temkinli yaklaşabiliyorum. Temkinli diyorum çünkü zaman geçiyor, kum taneleri bir yanda artarken bir yanda azalıyor ve belki de artık temkinli davranmayacak kadar cesur değilimdir. Peki seneler ne değiştirdi?
Seneler, sürekli değişen düşünceleri peşinden getirdi. Düşüncelerim, duygularımı oluşturdu ve aslında anlatmakla bitmeyecek çok şey değiştirdi, değiştiriyor.  Yanıltmasın diye özellikle söylüyorum; değiştirmeye de devam ediyor. Acı, ihanet, yalan, sahte dostluklar, iş hayatı, çıkarlar,  daha çok insan, daha çok duyguyu tatmak, ölümü anlamak, hayatla tanışmak, mücadeleye başlamak, sürekli direnmek ve sürekli ayakta kalmaya çalışmak… Seneler bunları beraberinde getirdi ve her şeyden önce “beni” değiştirdi. 
Eskiden babam sürekli “Ben yaşadım sizin yaşamanıza gerek yok; ben size söylüyorum siz benim yaptığım hataları yapmayın.” diyerek bir sürü şey anlatırdı. Anlattıklarının çoğunu hatırlamıyorum bile. Bu sözü hariç. O zamanlar çok komik geliyordu. Sanırım tam da şu an bu başlıkla birlikte asıl anlatmak istediğini sorgulama imkanı buluyorum. İnsan üstesinden binbir zorlukla geldiği tecrübelerini özellikle sevdiği insanlara aktarmak istiyor; istiyor ki aynı hatayı onlar da yapmasınlar, daha iyi ve daha mutlu bir hayatları olsun. Peki ya bu mümkün mü? Üzerine milyonlarca şey söylenebilir. Belki de mümkün olsaydı gerçekten herkes daha mutlu olabilirdi. Acı gerçek şu ki, bu mümkün değil. Tavsiyelere kulak vermek elbette gerek, ki genelde tavsiye veren taraf ben olurum, ama tavsiyeleri kolay kolay dinleyen biri maalesef olamadım. Her zaman “İnsanın en iyi ilacı kendisidir.” derim. Çünkü insanı en iyi kendisi tanır ve ikna eder.  Zaman geçtikçe biraz daha dinleyici olmaya çalışıyorum ama bunu şu duruma benzetiyorum. Bir kıyafet alırken herkese bu güzel mi diye sorarsın ama yine de  istediğin kıyafeti alırsın. Bir şekilde en çok kendine kulak verirsin, değil mi? Yaşamak için dünyaya gelmiş olan insan, yaşamanın karşısında kendine direnecek alan bulamaz belki de ve fıtratını yerine getirir. Ben, kum saatinin çoğunluğunun tecrübelerden olması gerektiğini savunurum. Oldukça yorucu, çoğu zaman can acıtıcı ve yıpratıcı olsa da, insan bazen yaşamasına rağmen aynı hatayı tekrarlıyorken yaşamadığı halde tavsiyeleri hayatının merkezine alabileceğine inanmıyorum.
Tavsiye deyince aklıma annemin en çok aklımda kalan tavsiyesi  “Kızım sen sevme, sen seni seveni sev.” demesi gelir hep, aşka aşık bir kadın olduğu halde üstelik. Hayat anneme bunu diyecek kadar neler yaşattı az çok şahit oldum. Biri bana karşılıksız hisler beslediğinde hep bunu düşünürüm ve acaba gerçekten öyle mi yapmalı? derim. Beni ikileme düşürse de, kararım hep sevmekten yana olur. Birini sevmek acı verdiği kadar, güzel ve eşsiz çünkü. Mutlu olmak için gerçekten seni seven biriyle olmalısın ama kalbinin mutlu olması için sevmelisin de. Annemin tavsiyesine kulak verip ömrümde hep “karşılıklı aşk”ı bulmak ve yaşamak için bekleyeceğim. Bunu da tecrübe ederek öğrendim. 
Sonuç itibariyle “tavsiye dinlemek mi tecrübelerine göre hareket etmek mi?” sorusuna en politik cevap: “Tavsiyeleri önemseyerek tecrübeler elde etmek.” olur. Bu nedenle ben biraz daha spesifik bir cevap vermeyi tercih ediyorum: İnsan tecrübe etmeden tavsiyelere çok fazla kulak asmıyor, hatta bazen hiç asmıyor. Yaşadıktan sonra aklına geliyor bir bir söylenenler. Ancak şöyle de bakmak lazım ki, tavsiyelere kulak asmayı öğrenmek de bir tecrübedir. Eğer ayakta kalmaya gücünüz varsa ve yaşadığınız onca şeye göğüs gerebilecekseniz her zaman yaşayacaklarınıza güvenin. Üzücü olaylara bile “Nihayetinde bu da bir tecrübedir.” diyerek yaklaşın. Eminim yaşlandığımız zaman bu tecrübelerin güzelliği yüzümüze yansıyacak. Hüznü, mutluluğu ve yaşadığımız onca seneyi bir bedene hapsetmiş olacağız. Dilerim aynada kendimize bakıp “Yaşadığım her şeyle gurur duyuyorum, iyi ki yaşamışım ve yaşlanmışım.” diyebiliriz.  Dilerim hepimiz böyle bir ömür yaşamak için atarız adımlarımızı ve dilerim hepimizin kum saati rengârenk olur.
UNUTMA:

Öyle bir zaman gelecek ki, kum saatini tekrar çevirmek gerekecek.





Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

7 Comments

  1. yaşamadan öğrenilmiyor ne yazık ki :(şimdiki aklım olsaydı bundan on sene önceki hataları yaparmıydım?geri döndüremiyoruz zamanı o yüzden tecrübelilerle istişare etmek danışmak daha az hata ile yol almak daha akıllıca geliyor kimbilir? (ben yaşadım siz aynı hatayı yapmayın) diyenlere de herkes kendi hayatını yaşıyor hatalarıyla doğrularıyla .. sevgiler

  2. Başkasının tecrübelerinden ders çıkarmak bana da çok olanaksız geliyor. Hiç kimse kendini "ben yaptım, sen yapma" demekten alıkoyamıyor ancak hata yapmadan da doğruya erişemiyor. Sanırım yaşamak da böyle bir şey, yaşlanmak da bu yüzden anlamlı. Umarım hayatınızın geri kalanı öncesinden daha güzel geçer. 🙂 Değerli görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Sevgiyle… -nihce

  3. Öğrenmek için bir tekrar ve yaşantı sonucu meydana gelen değişiklikler gerekir. Bir başkasının yaşantısı ile öğrenmek çok zor. Naçizane beyanımdır; tavsiye ve tecrübeler bir kenara sadece pişman olmamak gerek. Pişmanlık ardımızda gelen bir gölge gibidir. Ardı sıra gelen bir gölgeyle yaşamak hayatı anlamsız kılar. Anlam nedir ve hakikat nedir tartışmasını yaptığımız şu günlerde ıssı bir muamma yaşatır. Hatalar yapın, sevin, çok, sevin, öğrenin, sarhoş olun.Pişman olmayın. Turuncu sevgilerle.

  4. Geçmişinle yaşamayı öğrenmediğin sürece hayat sana hep pişmanlık olarak geri dönüyor. Sanırım hatalarımızla yüzleşmek ve onlarla yaşamayı öğrenmek en iyi seçenek. Tecrübeler de bu noktada bir nevi tesellidir diyebiliriz. Kendime hatırlatacağım: "Sevin, çok sevin, pişman olmayın." Bu güzel yorumunuz için teşekkür ederim, turuncu sevgilerle. 🙂 -nihce

  5. Unutma sayın yazar geçmiş ve gelecekten kurtulmadığımız sürece her şey sarpa sarar. Bizim işimiz bugünlerde. Bugün yaşadık, bugün sarhoş olduk, bugün ağladık, bugün sevdik, bugün aşık olduk. Geçmişten yorgun gelecekten bihaber bir şekilde. Turuncu sevgilerle.

  6. Edilen tavsiyeler, kişinin fıtratı ile uyuşmayınca iğreti durur ve gider yine askıdan kendi fikrini alır. Bence böylesi iyidir, çünkü bu hayata hepimiz yalnız geldik ve gideceğiz. Orta bölümde kalabalıklar olabilir ve bir de kendimiz. Bu süreçte varolmak, kendin gibi olmaktan geçiyor. Ve bir de, yukarda Melih Akgül’ ün yazdığı gibi bugünü yaşamaktan. Şu yaşımda farkettim ki; ilk gençlikten itibaren hep geleceğe koştuk ve onun için eğitim aldık, işlere girdik, kendimize hep (+) lar katmaya çabaladık. “An” içerisinde kendimizi kaybettik. Ve ben, yine bu yaşımda “an” da olmayı öğreniyorum.

    Yazıda bahsettiğiniz “sen sevme, seni seveni sev” cümlesi çok tanıdık geldi 🙂 Duydum ama ben de uygulayamayanlardanım. Onun da bir garantisi yok gibi geliyor bana. Zira günümüzde her şey sabun köpüğü gibi sönüp gidiyor. Neyse lafı uzattım, bir yorumla sayfanıza uzandım.. tanıdığım için memnun oldum 🙂
    Sevgiler gönderiyorum sevgili Niche…

    • Sayın Momentos, siz çok güzel tasvir etmişsiniz bu durumu: tasviyeleri değil de kendi ayak izlerini takip ediyor insan. Ben de sizin gibi bu yaşımda yeni çabalarla ve yeni umutlarla anı yaşamayı öğreniyorum. Aslına bakarsanız hepimiz öyleyiz. Bu gerçeği nesiller bile değiştiremiyor. Neyse ki geç de olsa fark ediyor ve değiştirmeye çalışıyoruz. Umarım bu yolculukta hepimiz içinde bulunduğumuz anın tadını çıkarmayı başarabiliriz. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ayrıca ziyaretiniz ve ilginiz beni çok mutlu etti, bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. 🙂 Sevgiyle…

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*