SEN GÜZELLİKTE BİR DEVRİMSİN!

by



Bugün sizinle uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konu hakkında konuşacağım. Aslında uzun zamandır birçok konu dikkatimi çekiyor ve bunları zaman zaman burada dile getirmek istiyorum. Yazma, söyleme, haykırma imkanımız olduğu sürece susmamalıyız; hiçbir zaman ve hiçbir şeye. Çünkü susmak gerçekten zor bir eylem.
Geleneksel medyanın başlattığı ve günümüzde sosyal medyanın gözümüze soka soka arttırarak devam ettirdiği “ideal güzellik algısı” oldukça can sıkıcı bir durum haline geldi. Benim, senin, onun için değil. Biliyorum hepimizin için. Güzel, çirkin(!), uzun, kısa fark etmeksizin hepimiz bu durumdan rahatsızız. Her gün birilerinin bu durumla mücadele etmek adına kendi yaşadığı (yaşamasını asla istemediğimiz şeyleri yaşadığı) ve kendi fotoğraflarını paylaştığını görüyorum.  “Zamanında vücudum için bu tarz eleştirilerde bulundunuz ancak artık kendimle barışığım.” alt metnindeki fotoğraflara eminim hepiniz denk gelmişsinizdir. Yahut çirkinliği(!), kilolaları nedeniyle yapılan linç girişimlerine yakın zamanda da birçok kez şahit olduk. Peki neden? Gerçekten bunu düşünüyorum.

NEDEN? 

Hepimiz çok mu mükemmeliz? Kusursuz muyuz? Sizin tüm düşünceleriniz fiziki özelliklere göre mi şekilleniyor? İnsanlığınızı ne zaman, nerede kaybettiniz? “Sen kendine bak!” cümlelerinden öteye geçemeyecek kadar basit tartışmaların içindesiniz. İçini boşalttığımız ve anlamsızlaştırdığımız kelimeler için, ki bunlardan biri de şüphesiz “güzellik” kavramıdır, bazen hiç tanımadığınız insanlara öyle saldırılarda bulunuyorsunuz ki hayret ediyorum. Benim gibi  karşıt görüşe sahip insanları da “sen çirkinsin o yüzden” deyip etiketliyorsunuz. Üstelik bunları yaparken asla ve asla utanmıyorsunuz. 

FARKINDA MISINIZ?

Sosyal medyada sürekli bizlere dayatılan “rakı içen kadın güzelliği, yemek yapabilen kadın çekiciliği, makyajsız kadın iticiliği” vb. capslerinin ne kadar çoğaldığının?  7.6 milyar insanız ve hepimiz bambaşkayız. Hepimizin harika olan özellikleri var. Hepimizin mutlaka kendinde sevmediği özellikleri de var. Bu sayı, hayatta tek tipliliğin mümkün olmadığını ve olmayacağını  bize kanıtlarken nasıl bize empoze edilmiş düşmanca algıların kurbanı oluyoruz anlamıyorum. Günümüzde bu duruma isyan eden kişilerin sayısı çoğaldıkça, reklamcılar da bunu fırsat haline getirerek, “bakın kilolu kadınları da unutmuyoruz.” diyerek reklam çalışmalarından ticari rant sağlamaya çalışıyorlar. Özellikle instagramda herkesin çok zenginmiş gibi davranması, pahalı kıyafetler giymesi, kusursuz bir cilde sahip görünmesi, zayıf, ince belli, büyük kalçalara ve göğüslere sahip olması kurgulanmış bir gerçeklik olarak gözümüze çarpıyor. Ancak hepsi bir simülasyondan ibaret. Lütfen gözünüzü açın ve kendinizi onlar gibi olmadığınız için suçlamayı derhal bırakın. Çünkü; güzellik tamamen çevresel unsurların ürünüdür. Birçok araştırma birinin başkaları tarafından çekici bulunduğunu duyup gördüğünüzde sizin de ona karşı benzer duygular beslemeye başladığınızı gösteriyor. Böylece belli bir tip, beğenme hali toplumda yaygınlık kazanıyor ve güzellik anlayışımızı biçimlendiriyor.  Prof. Dr. Ünsal OSKAY, bir röportajında konuyla ilgili olarak şöyle bir açıklama yapıyor: “Bugünkü güzellik, çok yapay ve endüstriyel bir güzellik. Sanayi Devrimi’nden sonra moda, kozmetik ve tıp, insanları belli bir formun güzel olduğuna; kişiye, o formu korumaya çalışmazsa, toplumda dışlanabileceğini telkin etmeye başlamış… Hayata hazırlanmak için nasıl yüksek eğitim görmek, dil öğrenmek gerekliyse, bunların yanında çok faşizan bir uygulama da devreye giriyor: Güzel ve zinde kalmak! Giyinme biçimi, tatil şekli ve yaşam tarzı gibi, güzellik anlayışımız da sistem tarafından bize empoze ediliyor.”

Her şey bundan ibaret. Bunun yanında değinmem gereken bir diğer nokta ise bu ideal güzellik algısının dönemlere ve topluma göre değiştiği… Yani başka bir zamanda veya başka bir yerde dünyaya gelmiş olsaydın belki şuan o “mükemmel insan” sen olacaktın. Bu yüzden bu düşünceler ve bu düşüncelere kapılanlar oldukça basit bir yanılgının içindedirler, kaybolmuşlardır.  Senin bu dünyaya daha renkli bakabilmek için önce kendini sevmen gerektiğini bilmen gerek. Yarın sabah gözünü açtığında mutlu uyanabilmek ve gülücükler saçabilmek için kendini sevmen gerek. Daha güçlü bir kadın ve daha güçlü bir insan olabilmek için standartlara karşı savaşman gerek.  Sen çok güzelsin. Gerçekten çok güzelsin. Şu an ekrana bakıyorsun ve ben gerçekten senin gözlerini her gün görüyorum, birilerinde. Seni, kendimi ve bizim gibi kendini seven her kadını, her insanı çok güzel görüyorum. Hepimizin farklılıklara ihtiyacı var ve inan bana kimse mükemmel değil. Güzel bir yürek yetiştirmeyi başarırsan, tüm bunların bir yanılgıdan ibaret olduğunu fark edersen, seni sen olduğunu için seven insanların kıymetini bilirsen çok daha mutlu olursun. O şaşalı kıyafetlerin, takipçi sayılarının, ideal güzelliğe(!) sahip insanların yaptığı gösterişlere kanma. Güzellik dediğimiz kavram  herkesin zihninde farklı kodlanmıştır ve sen kendini nasıl mutlu hissediyorsan öyle güzelsin. Başkalarının yarattığı o güzellik algısına erişmek zorunda değilsin. Senden sadece 1(bir) tane var ve kendi değerini bil. Senin bedenin üzerinde söz hakkı sadece senin olmalı. Lütfen gözünü aç ve kendine gel. Lütfen önce kendini sev. Lütfen bedenini metalaştırmalarına lütfen izin verme! 

LÜTFEN.

Unutma! Sen güzellikte bir devrimsin. Hem de olduğun gibi…

Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

4 Comments

  1. Dolaştım durdum bloğunuzda güzel sözlü, cesur yürekli kadınlar…

    İyi ki beni bulmuşsunuz, Nihce, ben de böylece siz “Kalabalık Kentin Tenha Kadınları”nı keşfetmiş oldum. Hangi yazıyı okusam, hangisine yorum yapsam bilemedim. Okudum da okudum, konuk yazarlarınıza da hayran kaldım; her birinizin farklı bir kişilik, farklı bir font, farklı bir yazım dili ile bu beyaz sayfaya döktüğünüz cümlelerinize de.

    Bu yazıyı da özellikle çok sevdim. Gözler nasıl bakmak istiyorsa öyle görür karşısındakileri. Güzel bakıyorsa zaten tüm dünya güzel görünür. Eleştirmek, bir kusur aramak istediğinde de tam tersi şekilde her kusur aradığı şey çirkin görünür.

    Kadın ya da erkek, biz her şeyden önce belli bir bilince ve milyarlarca farklı kişilik ve algılama düzeylerine sahip; dünya üzerinde var olduğu andan itibaren medeniyetin el verdiği ölçüde kendini geliştirmeye adamış canlılarız. Bardağın dolu tarafına bakmak, güzel görmek, güzel olmak bizim elimizde. Dış görünüş tamamen bir maskeden ibaret…

    Ben de sözlerimi şu çok sevdiğim alıntı ile bitirmek isterim:
    “İnsan kendi kişiliğinde konuşurken çok az kendisidir. Ona bir maske ver, sana doğruyu söyleyecektir.”
    Oscar Wilde

    • İyi ki bu devasa büyüklükteki internet ortamında ben de sizin gibi biriyle, yazılarınızla ve güzel yüreğinizle karşılaşma imkanı buldum. “Kalabalık Kentin Tenha Kadınları” adına da bu yorumunuzdan dolayı teşekkür ediyorum. Bizi çok mutlu ettiğinizi ve gururlandırdığınızı belirtmeliyim. Blog yazmanın böyle yanlarını yeni yeni keşfediyorum ve aldığım en harika yorumlardan birisi de şüphesiz bu yorumdur. İyi ki…
      Yazıyı beğenmenize ve aynı görüşleri paylaşmanıza da ayrıca çok sevindim. Çünkü ne kadar çok olursak, o kadar güçlüyüz bu dayatmalara karşı. Dediğiniz gibi benliğimiz dışında her şey maske ve bazen benliğimize bile maske takmaya çalışıyoruz. Şanslıyız ki bunu kolay kolay yapamıyoruz ya da kendimizi çabuk ele veriyoruz. Belki alakasız olacak ancak bizim buralarda oldukça fazla söylenir Mevlana’nın “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözü. Zaten aksine ihtiyacımız da yok; tek ihtiyacımız kendimiz olmak ve kendimizle mutlu olmak. Değerli yorumunuz ve fikirleriniz için teşekkür ederim. Memnun oldum Feri Peri! 🙂

      • Çok teşekkür ediyorum cevabınız için, ben de çok memnun oldum tanıştığımıza. Harika bir şey yapıyorsunuz gerçekten. Hem sanatsal, hem felsefik, hem bilgilendirici, hem de insanın kalbine dokunan yazılar paylaşıyorsunuz.

        Bu temayı da çok sevdiğimi belirtmeden geçemedim. Bu siyah beyazlığın içindeki çarpıcı yayın başlıkları ve sanatsal renklerle süslü, estetik resimler oldukça dikkat çekici bir uyum yakalamış…

        Tebrik ediyorum sizleri, kaleminiz en güzel halleriyle daim olsun 🙂

  2. Ben de size çok teşekkür ediyorum, sizin blogunuz kadar samimiyeti yansıtabiliyor muyuz bilmiyorum ancak bizler de o samimiyeti yakalamak için çabalıyoruz diyelim. 🙂 Henüz yolun başındayız ve inanın eşlik etmeniz bizi çok mutlu ediyor. Güzel temennilerinizi ben de sizin için diliyorum, yeni yazılarda görüşmek üzere. 🙂

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*