SENDEN BİR ADIM SONRA…

by


Seni ölümsüz kılan her şey, senden bir adım sonra gelir.

Televizyonda duydum “Bu dünyada en kötü şey sağır bir kalbe sahip olmaktır.” dedi bir ses.
Sen duymadın.

Hayatta ansızın gelen her şey çok can acıtır. Bir gün ansızın sana yakalandım. Bir gün bu şehirde öyle bir güneş açtı ki… Aynı zamanda birileri için bir yerlerde sadece karanlık vardı. Ben Pandora’nın kutusunu açmıştım, bir yerlerde birilerine kader gülüyordu, bir yerlerde doğmamış çocuklar bile üzgün. Hayatın bu acımasızlığını nereye koyarız, bilmiyorum.

Çocuklar vedaları anlamaz zannederdim, çocuk ruhumdan anlamadığın bir gün birden şimşekler çaktı. Ben koşar adım yürüyordum uçuruma, sen bir yerlerden gülmeyi öğrenmişsin o sıra, çok güzel gülüyordun. Gülüşünü nereye koyabiliriz, bilmiyorum.

Ben dokunmak istiyorum gökyüzüne, sen; sen anlamazsın, ürkek ellerin anlamaz, sürekli kaçırıp durduğun gözlerin anlamaz asla. Sen öyle fütursuz, öyle acımasızca, öyle kendine aitsin ki göz göze bile gelmiyorsun bulutlarla. Bir kere bile bakmamışsın kendine başkasının gözüyle. Senin bu görmezden gelen gözlerini nereye koyarız, bilmiyorum.

Onca yıl yaşamışsın, onca yıl ama aslında hiçbir şey yaşamamışsın. Bilmiyorsun ki işte yaşadım sanıyorsun, yaşadım diyorsun bir yerde birilerine. Birileri bir yerde yaşam mücadelesi veriyor. Ölümün sıcaklığını hissediyor her gün ve sen bir kere bile ölmemişsin daha. Senin bu ölümlere inat öldürmelerini nereye koyarız, bilmiyorum.

Seneler öncesinde yaşanan acıları yaşıyoruz tekrar tekrar ve sonrasında bizim yaşadıklarımızı yaşıyorlar tekrar tekrar, hiçbir şey değişmiyor. Zaman… Zaman söylenildiği kadar tamir etmiyor hiçbir şeyi. Seneler… Seneler kendi etrafında dönüp duruyor. Dünyanın bu sonu olmayan dönüşlerini nereye koyarız bilmiyorum.

Bakıyorum magma kadar sıcaktı ellerin, buz kesmiş. 4 mevsim yaşanıyordu seni bıraktığımda bu şehirde, kış kalmış. Karlı sokaklara erişemeyecek olan tatlı telaşımız içimizin köşesine saklanmış. Kuytu köşede kalan yaşanmamış günleri nereye koyarız, bilmiyorum.

.
.
.


Kaçıncı saniyede elini saçına atacağını biliyorum ancak hiçbir şey kazandırmıyor bu bana, sana dair. Öyle yoksun ki, aynı atmosferde nefesimiz bile çarpışmıyor seninle. Bir kuytuda gizli kalıyorum. Elimi göğsüne koyduğum ilk günden beri kalp atışını sayıyorum. Üzülüyorum çünkü kar yağdığında adımlarımızın sesini duyamayacak hiçbir sokak. Senden sonra da sevecekler biliyorum ama kimse sen gibi sevmeyecek bunu da biliyorum. Çok sevmemiştin ama çok sevseydin çok güzel sevecektin bunu da biliyorum. Bir şeyleri bilmek hiçbir işime yaramıyor, bunu da biliyorum.


Şunu yaz bugün için: Ben aslında senden değil kendimden kaçıyordum ve onca bakış arasında gözlerimiz hiç çarpışmadı bugün.

Bizim bu sevgiyle harmanlanmış, bitmek bilmeyen vedalarımızı nereye koyarız, bilmiyorum.





Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

4 Comments

  1. Şu asrın bir başka illeti, insan düşündükçe düşünüyor. Beynini kemiriyor fikirler, olmuşlar, olanlar, olmayanlar, olacaklar, vesaire. Geceleri uyuyamayan da var, iki muhabbetin belini kıramayıp iki kadeh atamayan da. Düşünmek belasıdır almış başını gidiyor: Saniye saniye, dakika dakika. Sait Faik: "Sonra? Sonra? Her şeyin sonrasını düşünürsen en sonrası günün birinde son nefestir." diyor. Aklınızı hür bırakın. Yaşayın doya doya.

  2. Yorumunuza hayran kaldım gerçekten, defalarca okudum. Sanırım homo sapiens olarak hepimize bahşedilmiş yegane şeydir "düşünmek" Sözlük anlamına baktığımızda "dış evrenin kişinin zihnine yansıması" gibi harika bir tanımı da var. Bugün geldiğimiz noktada duygularımızı düşüncelerimizin oluşturduğu gerçeğini de kabulleniyoruz. İnsanlık olarak her zamanki gibi elimizdeki her şeyi sonuna kadar tüketiyoruz galiba, düşünmek dahil. En güzelini Sait Faik söylüyor dediğiniz gibi ancak o da kendisini düşünmekten alıkoyamamış olsa gerek; yoksa "yazı yazmak için bana çiçek, kuş hürriyeti değil; içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin hürriyeti lazım." demezdi. O zaman herkese düşünce hürriyeti dilerim. Bu güzel yorum için de ayrıca teşekkür ediyorum. Sevgiyle… -nihce

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*