YUSUF ATILGAN VE ANAYURT OTELİ – KİTAP İNCELEMESİ

by

“Anlayışsızlığın,acımasızlığın, şiddetin ve ahlaksızlığın yaygın olduğu yozlaşmış bir toplumu anlatan başkaldırı romanı.”

Hani sadece 1 kere değil de iki hatta üç kere okunduktan sonra kendini tüm gerçekliğiyle anlatan kitaplar vardır ya, benim için Anayurt Oteli o kitaplardan biri. Hoş ikinci seferi kaldırabileceğimden de emin değilim 🙂

 

Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan’a ait okuduğum ilk kitaptı. Her ne kadar Aylak Adam’ı da okumayı düşünsem de kasvetin içinde boğulma endişesiyle başlayamıyorum.

 

 

Kapak: Aslına bakarsanız kitabın benim gördüğüm 4 ayrı kapağı var. Her yayınevi farklı kapak tasarımları kullanmış doğal olarak. Benim ilgimi en çok çeken yukarıdaki iki kapak oldu. Bilgi Yayınevi ve Can Yayınevi. İlk kapaktaki kadının ortalıkçı kadın Zeynep olduğunu düşünüyorum. Gerçi ana karakter Zebercet’in hayalinde başka kadınlar da olduğu için bu düşüncemde net değilim. İkinci kapak elbette ki bir otel odası ve Zebercet’in intihar ederken kullandığı tabure ve urgan bulunuyor. Kırmızı rengin kullanılması kitabı okumayan biri için belki bir şey ifade etmese bile okuyanlar için çok şey anlatıyordur. Ben kitabın genelinde olduğu gibi gerildiğimi hissettim mesela.

 

Dil ve Üslup: Çok temiz bir dili olduğunu savunanlar var ancak banim için karışık ve anlaşılması zor bir dili vardı kitabın. Bu karmaşıklığın sebebini de bazı yerlerde noktalama işaretlerinin düzensiz kullanılmasına bağlıyorum. Bir çok yeri anlamayıp atladığım ve üzerinde düşünme ihtiyacı duymadığım doğrudur. Eserde iç çözümleme tekniği ve sıfır odaklayım anlatım kullanılmış.

 

 

Yazar Hakkında: Yusuf Atılgan, Türk Dili ve edebiyatı öğrenimi görmüş ama maddi imkansızlıklardan dolayı öğrenci olduğu dönemde askeri okula adım atıp öğretmenlik yapmış, Türk Edebiyatı için az ama önemli eserler vermiş bir yazar. Askeri lisedeki öğretmenliği sırasında Türkiye Komunist Partisi’nin faaliyetlerine katıldığı iddiasıyla tutuklanıp hapse mahkum ediliyor. Tabii tahliyesinin ardından askeriyedeki görevinden atılıyor. Memleketi olan Manisa’daki köyünde çiftçilik yapmaya başlıyor. Evleniyor, yazıyor, boşanıyor. Aylak Adam yayınlandıktan sonra kendisini kitaptaki kadına benzeten Serpil Gencer ile ikinci evliliğini yapıyor. İstanbul’a yerleşiyor, danışmanlık ve redaktörlük yapıyor. Üzerinde çalıştığı romanı Canistan’ı tamamlayamadan hayata veda ediyor. Yusuf Ziya Atılgan yada Nevzat Çorum veya Ziya Atılgan. Hangi ismi kullanırsa kullansın Yusuf Atılgan,  yazdığı kitaplarda içine kapanık, bastırılmış dürtülerinin izlenimlerini yansıtıyor gibi.

 

Özet: Ailesinden kalan bir otelin bana göre her şeyi olan Zebercet’in günleri monoton geçmektedir. Sadece ihtiyaç halinde otelin dışına çıkan Zebercet’in hayatı gecikmeli Ankara treniyle gelip 1 gece otelde konaklayan bir kadınla birlikte değişir.  Her gece o kadının gelmesini bekler. Kadının kaldığı odayı, tekrar orada kalmak isteyeceğini düşünüp asla başka birine vermez. Kendince bir totem kurmuştur, eğer odanın düzeni bozulursa kadın bir daha dönmeyecektir. O kadın otele gelene kadar hayatında sadece ortalıkçı kadın Zeynep vardır. Arada sırada onun odasını ziyaret etmekle yetinir. Sapkın düşüncelerini o odada gerçekleştirir. Emekli subay sandığı kişinin o kadınla bir ilişkisi olduğunu düşünüp kendisini rakip olarak görmekte, içten içe kıskanmaktadır. Bir gün totem bozulur, çünkü odadaki çay bardağı kırılır, kadın artık gelmeyecektir. Bu saatten sonra her şey değişir. Zebercet, önce emektar Ortalıkçı kadın Zeynep’i, sonra otelin kedisini ve en sonunda da kendisini öldürür.

 

Ana Karakter: Zebercet hakkında okuduğum bir yazıda onun oidipal bir çatışmanın içinde bulunduğunu okumuştum. Yazar zaman zaman babasından bahsetmiş evet ama ben okurken oidipal bir durum sezmedim. İşte belki de bu yüzden kitap tekrar okunabilir. Zebercet hakkında bildiğim bir şey varsa o da yalnız olduğudur. Belki de yalnızlığı sebep olmuştur nevrotik davranışlarına. Aşık olduğu kadın gelmemiştir ve bir şekilde keendisini kaybetmiş hisseder. Başaramamıştır. İntihar etme sebebi de budur. Hayallerinde gerçek kıldığı kadının aslında hakikaten hayallerinde olduğunun farkına varmıştır.

 

Kitabın Bıraktığı İzler: Karanlık ve kasvet, yalnızlık. “Filmdeki karanlık atmosfer meğerse kitabın ışıklandırılmış haliymiş.” demiş bir okuyucu mesela. Sanki kitap 24 saat boyunca geceyi, karanlığı yaşıyor ve yaşatıyor. Zebercet’in sapık ve sapkın davranışları ürkütücüydü.Alıntılar:

  • Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: Ölüm
  • Yüksek sesle konuşulanlar, tartışılanlar hep bilinen şeyler olduğuna göre ülkenin yönetimini asıl etkileyen, düzenleyen şeyler bu fısıltılarda gizliydi anlaşılan.
  • Gelmez artık, ama benim beklemem gerek.
  • İstemeden kirleniyor insan.
  • Düşlerde bile çıkılmıyor dışarı.
  • Oysa kaçmıştı işte; olanakların en kolayını seçmişti bilmeden.
  • Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.

Tek Cümlede Anayurt Oteli: “Ne ölüyüm ne sağım.”

Son Cümle: Anayurt Oteli 2008 yılına kadar Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye ettiği 100 Temel Eser arasındaydı. 2008 yılında yayınlanan bir genelge ile listeden çıkarıldı. Listeden çıkarılmasını çok haklı buluyorum ama listeye nasıl ve ne sebeple girdiğini aklım almıyor. Keşke eğitim bu kadar özensiz olmasa, hafife alınmasa.



Kaynak:
1- http://www.habermetraj.com

Ankara doğumluyum. Bir anne, bir eş, özel bir kurumun da halkla ilişkiler sorumlusuyum. Okuduğunuz blogun da özgür ruhuyum (Serazad). 24 saatin bana yetmediğini, bir icat üzerinde çalışacaksam bunun kesinlikle zamanla ilgili olacağını düşünürüm. Evet sık sık da düşünürüm. Hayatı, evreni, Tanrı'yı, aklımın sınırlarını zorlayan derin meseleleri... 3.üniversite olarak Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*