İÇİMDEKİ YASAKLI ŞARKIYA VEDA

by
 
Bir insandan geriye ne kalır? 
Vazgeçmek sanıldığı kadar kolay bir eylem midir? 
Böyle bir günün ardından insan nasıl bu kadar güzel gülebilir?

…oysa benim kalbimin kapıları kırılmıştı o gün yumruklarından. Biraz önce bir adama “bazen vazgeçmek gerekir” diyerek veda ettim. Kısa cümlelerle yapılan vedalar daha acımasız olur. Bunu unutma. Ben acımasız biri değilim ama sustum. Bu sefer sustum çünkü bazen ne kadar konuşursan konuş, anlatamayacağını bilirsin. Ellerim 5.3 şiddetinde sarsılmaya başladı. Yine de sustum. O an bırak aynı şehirde olmayı, seninle aynı gökyüzünün altında bile değildik, eminim. Can Yücel’in de dediği gibi:

En uzak mesafe ne Afrika’dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,

Ne seyyareler,
Ne yıldızlar geceleri ışıldayan,
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan…

En azından bunu anlamıştık. O da vedaları sevmezdi zaten. Çok fazla konuşmadı. “Geçirdiğim en güzel anlar seninleydi.” demekle yetindi. Uzun bir süre bu cümleye tutunacağımı bilmeden. Evimin önündeki asfalta korkak yazanlara inat oldukça cesaretliydim bugün. Yaşanacak güzel günleri kendi elimle ittiğim için de korkmuyordum, seni kaybettiğim için de. Sonunu bilmediğin bir yolda yürümek, tüm dikenleri görmezden gelmek, önündeki engelleri süper mario gibi aşmak bana göre değilmiş. Kendini büyütmek kadar birisiyle büyümek de zormuş. Vazgeçmek, tek taraflı bir eylem değildir sevgilim. Benden, senden, bizden vazgeçiyorum. Belki de ömür boyu cevabını bulamayacağımız soru işaretleriyle, belki gerçekten çaresiz kaldığım için, belki “biz” için ya da bencilce “kendim” için vazgeçiyorum. Biliyorum, zamana sığamayacak kadar büyüktür vazgeçişler. Bu yüzden içi içine sığmaz insanın. Bu yüzden yumruklanır kalbinin kapıları kırılırcasına; acıyı bütün vücudunda hissedersin. Damarlarında bir şey sızlar; anlarsın. Bir insandan geriye sadece acı kalır ve vazgeçilmek sanıldığı kadar kolay bir eylem değildir.

…oysa seni gördüğüm ilk gün şakaklarımda ay parlamıştı. Güzel sokaklarda yürümüştün, güzel kadınları öpmüştün, güzel sözler söylemiştin kim bilir kimlere… Seni gördüğüm gün ucuza aldığım için açmayan karanfillerim açmıştı biliyor musun? Gönül bahçemden bahsetmiyorum bile. Sesini duymak yaşama karşı bir ilmek daha atmak gibiydi, tutunmak adına. Sevmek o zamanlar adı konmamış bir yalan, sevilmekse hiç yaşanmamış bir gerçek olarak hayatımın köşesinde öylece asılı duruyordu. Güneşe bir isim koydum bugün. Bu da bir soygundur sevgilim, adını çalıyorum senden. Yeni bir takvim yazıyorum bugün kendime ve miladi değil, biliyorum. Her şeye rağmen bu da bir başlangıçtır, adım atıyorum. Şunu da yaz bir kenara; hiçbir cümle anlatamaz sıcaklığını alıp giden bir elin hikayesini. 
 
“seninle bir bütün olabilirdik; hoşçakal canımın içi, hoşçakal…”
 
Öptüm kalbinizin halkalarından. 
 

 
 
 
 
 
 
 
 

Olmak istediğim yerlerden biri burası ve olmak istediğim kişilerden biri de Nihce! Siz burada beynimin içindeki ritmik seslerin yazıya evrilişine şahit olacaksınız. Venüs ile yaptığım anlaşma sonucunda Dünya'yı kelimelerle ele geçirmeye karar verdik. Herkese inat "kimse" olmak ve daha büyük bir adım atabilmek için. Unutmayın: kelimeler çoğalır, dağlar aşılır ve içimizdeki gezegenler elbet fethedilir.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*